Dosya

“NSU Davası Kaçırılan Bir Fırsatın Anı Defteri”

01.09.2018

Almanya’da 2000-2007 yılları arasında 8’i Türk 10 kişiyi öldüren aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı terör örgütü hakkında 6 Mayıs 2013 yılında Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde görülmeye başlanan ve Almanya’nın yakın tarihinin en önemli davası olarak nitelendirilen NSU davası sonuçlandı. Mehmet Daimagüler, NSU davasında 13 Temmuz 2001’de Nürnberg’te öldürülen terzi Abdurrahim Özüdoğru’nun kardeşleri ve 9 Haziran 2005’te aynı şehirde öldürülen İsmail Yaşar’ın kızını temsil etti. Başarılı bir avukat, aynı zamanda da Almanya’da ırkçılıkla mücadelede önde gelen aktivistlerden biri olan Daimagüler ile NSU davasının sonucunu değerlendirdik.

Beş yıl ve 438 duruşmanın ardından NSU davasında karar açıklandı. Beate Zschäpe ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken, örgütün bazı destekçileri daha hafif cezalar aldı. Kararı nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve her şeyden önce, bu kararın müvekkilleriniz için anlamı nedir?

Zschäpe için mahkemenin çok da fazla hareket alanı yoktu. Sonuçta cinayetin cezası müebbet hapistir. Eminger ve Wohlleben için verilen ceza ise çok hafifti. Buna karşın Nazi çevrelerinden ayrılan ve olayın aydınlanmasına oldukça katkıda bulunan davalı Carsten S. çok ağır bir şekilde cezalandırıldı. Biz kendisi için cezanın tecil edilmesini talep etmiştik.

Benim müvekkillerim hiçbir zaman ağır cezaların verilmesini talep etmediler. Onlar için başka sorular ön plandaydı. Mesela müvekkillerim için “Neden bizim babalarımız veya erkek kardeşlerimiz öldürüldü? Onları kim seçti ve neden? Onlara bunu yapan Naziler mahallemizin sakinleri miydi ve biz yıllar boyunca bilmeden bu insanlara selam mı verdik?” gibi soruların cevap bulması önemliydi.

Bu sebeple ben hem dava sürecini hem de kararı olumsuz olarak değerlendiriyorum. Bu dava kaçırılan bir fırsatın anı defteridir. Bir ceza davasının üstün bir anlamı vardır: Hukuki barışın yeniden sağlanması. Hukuki barışa birileri mahkum edilerek ulaşılmaz, bunu sağlamak ancak devletin konuya ilişkin tüm hususları aydınlatma amacında olduğunu göstermesiyle mümkündür. Bu da herhangi bir avukatın görüşü falan değil, hukuk felsefesinin 200 yıldır belirttiği bir gerçek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da söylenen şeydir. Eğer bir suçun siyasi bir bağlantısı varsa, devlet organlarının bu eylemlerde açıklanmamış bir rolü varsa o hâlde çok daha fazla hususun aydınlığa kavuşturulması gerekir. Ve NSU’da tam da bu gerçekleştirilememiştir. İşte bu nedenle bu dava maalesef kaçırılan bir fırsattır. Bu durum müvekkillerim için de oldukça acı bir deneyim.

Federal Savcılık, NSU üçlüsü konusunda çok erken bir yargıya varmış olmakla suçlanıyor. Savcılığın iddianamesine göre NSU sadece üç kişiden oluşuyordu. Bunun dava süreci ve karar üzerinde nasıl bir etkisi oldu?

Dava süreci, bazı yorumlarda okuduğum gibi saçma bir süreçten ibaret değildi. Nihayetinde bu dava sürecinde beş sanığın suçu ispat edildi. Bu asla küçümsenmeyecek bir kazanç. Fakat asıl sorular cevaplandırılmadı. Anayasayı Koruma Daireleri’nin ve “güvenilir kişiler”in (istihbarat teşkilatlarının kendileri üzerinden bilgi aldığı muhbirlerin) bu oluşumdaki rolleri ve NSU’nun gerçek kapsamına ilişkin sorular gibi.

Federal Savcılığın “NSU üçlüsü” tezi mantıklı değil. Sadece olaylara “yardım eden” kişilerin değil, başka faillerin de olduğunu göz önüne almalıyız. Aydınlatılmamış diğer bir mesele de kurumsal ırkçılık meselesi. Bu önemli mesele hak ettiği önemi görmedi. Üzücü olan bu konuların aydınlığa kavuşturulamamış olması değil, Federal Başsavcılık tarafından temsil edilen devletin bu konuya ilişkin soruların sorulmasını bile genellikle engelleme çabası içinde oluşudur.

NSU’nun tamamıyla aydınlatılmasının devlet için ancak sorun teşkil etmeyecek ölçüde gerçekleştiğini görüyoruz. Durum ne zaman devlet için sakıncalı bir hâl almaya başlasa sesler kısıldı. Güvenilir kişilerin oynadığı rol veya NSU’nun gerçekten ne kadar geniş olduğunu sorguladığımızda tüm bu soruların birbirleriyle yakından ilişkili olduğunu görüyoruz. Dava sürecinde tanık olarak NSU ile temasları olan ve örgüte silah ve para desteği sağlayan 24 kişiyi dinledik. Burada NSU’nun suç ortakları ve NSU’ya yataklık eden kişilerin çemberi genişledikçe, karşımıza güvenilir kişiler çıktı. 24 tanıktan biri olan ve NSU’nun çekirdek üçlüsüne yardım ettiğini itiraf eden Tino Brandt gibi güvenilir kişiler var. Brandt, Nazi organizasyonu Thüringen Vatan Koruma Teşkilatı başkanı olarak Anayasayı Koruma Dairesi’nin en iyi bilgi kaynağıydı. Kendisi NSU üyelerine lojistik destek sağlamış ve onlara para vermiştir. Ve Brandt mahkeme önünde çok açık bir şekilde parayı devletten aldığını ve resmî makamların da bu konuda bilgi sahibi olduğunu söylemiştir. Bu çok çarpıcıdır, zira 1998-1999 yıllarında izlerini kaybettiren Beate Zschäpe, Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt’ın o kadar parası yoktu. Buna rağmen kendilerine –cinayetlerini işleyebilecekleri- Çeska 83 markalı bir silah alabilmişlerdi. Parası olmayan insanların 2.500 Mark değerinde bir silah alabilmiş olması gerçeği, tatsız bir bağlantıya işaret etmektedir. Bu durumda devletin üstün menfaatleri, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin itibarı gibi konuların bir rol oynadığını tahmin ediyorum. Eğer devletin parasıyla ateşli bir silahın finanse edildiği tespit edilseydi nasıl bir konuma düşülürdü? Anayasayı Koruma Dairelerinin bazılarının firarilerin yerini çok da iyi bildikleri ortaya çıksa nasıl bir duruma düşerdik? Bunlar oldukça sıkıntılı sorular. Burada tüm dünyaya karşı Federal Almanya Cumhuriyeti’nin itibarının ve devletin üstün menfaatlerinin korunması sadece cezai düzenlemeler ile değil aynı zamanda Almanya Şansölyesi’nin NSU’yu bütünüyle aydınlatma vaatleriyle de zıt düşüyor.

Siz NSU’nun diğer destekçilerine yönelik başka davaların açılacağına inanıyor musunuz?

Hayır.

NSU davası Almanya tarihinde 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en uzun davalardan biri. Sizce dava “çok uzun mu sürdü” yoksa söz konusu iddialar göz önüne alındığında tam tersi süreç yetersiz miydi?

Temyiz süreci de dâhil olmak üzere “Schmücker Davası” NSU davasından daha uzun bir davaydı. NSU davası uzun sürmüştür. Bunun sebebi bir yandan iddianamenin çok geniş kapsamlı olması: Beş sanık, nihayetlendirilmiş on cinayet, iki düzineden fazla cinayet teşebbüsü ve daha fazlası. Diğer yandan da savunma makamı birçok defa reddi hakim başvurusu yapma hakkını kullandı. Tüm bunlar zaman aldı.

Kısa bir dava iyi bir dava değildir, özellikle de NSU karmaşası söz konusu olduğunda. Dava daha da uzun sürseydi de bu durumdan rahatsız olmazdım, ama son bir buçuk yıldan beri dava kapsamında yeni bir bilgi elde edemedik. Bu davada öğrenebildiğimiz her şeyi öğrendik ve mevcut koşullar altında bunun fazlası mümkün değildi. Burada Federal Savcılığın bloke edici tutumunu kastediyorum. Bu sebeple davanın sonuçlanması uygundu. Davalı Wohlleben ve Eminger’in çarptırıldığı hafif cezalar düşünüldüğünde elbette ki karar bazı açılardan memnun edici değil. Ama biz olayların hukuki ve siyasi açıdan aydınlığa kavuşturulması için başka zeminlerde çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Alman devlet makamları NSU kompleksinden çıkarılması gereken dersleri çıkardı mı sizce?

Eğer çıkardıysa bile bunun sadece çok küçük çapta olduğunu söyleyebiliriz. Dresden Eyalet Mahkemesi’nin Aralık ayında “Freital Grubu” Nazilerine yönelik sert kararı bu anlamda bir umut ışığı.

NSU Araştırma Komisyonları tarafından federal çapta ve eyaletler çapında binlerce sayfa rapor yayınlandı. Bu komisyonların olayların aydınlatılmasına katkısı oldu mu?

Bazı komisyonların daha fazla, bazılarının ise daha az katkısı oldu. Olumlu manada Thüringen ve federal hükümet araştırma komisyonları örnek verilebilir. Ama bunlar da her şeyi açıklığa kavuşturamamıştır. Bu anlamda Alman gizli servislerinin Nazi yapılarının oluşturulmasına, finanse edilmesine verdiği destek ve Tino Brandt gibi önde gelen Naziler üzerindeki koruyucu eli konuları açıklığa kavuşmamıştır.

Polis teşkilatı NSU cinayetleriyle ilgili soruşturmalarını yıllarca yanlış yönde yürüttü. NSU kurbanları ve yakınları yıllarca şüpheli konumuna düşürüldü. Siz bunun “başarısızlık” değil, “kurumsal ırkçılık” olduğunu söylüyorsunuz. Bu hezimetin farklı alanlarda tekrarlanması nasıl önlenebilir?

Burada bir “soruşturma hatası” söz konusu değildi, burada söz konusu olan şey, ölü bir göçmenin bir “kurban” değil sadece “ölü bir suçlu” olabileceği düşüncesinden yola çıkan ırkçı bir soruşturma çalışmasıydı. Federal hükümet uluslararası düzeyde kurumsal ırkçılığın varlığını hâlâ reddediyor ve BM İnsan Hakları Konseyi’ne NSU konusunda “talihsiz münferit vakaların söz konusu olduğu” açıklamasını yapıyor. Ancak sorunu kabul etmedikçe onu çözmek de mümkün değil.

NSU kompleksi Alman toplumunu temelden sarstı. Daha iyi bir topluma giden yol için sizin öneriniz nedir?

Ya sesimizi çıkarmayacak ve devlet organlarının yaptığı her şeyi koşulsuzca kabul edeceğiz. Ya da sorgulayan, dayanışma içinde ve organize olan, beraberce hukuk devletini ve demokrasiyi savunan vatandaşlar olarak ortaya çıkacağız.

Almanya Şansölyesi Angela Merkel, dokuz kişinin Müslüman ve Türk düşmanlığı nedeniyle öldürüldüğünü açık açık dile getirmiş değil. Sizce neden “sorun”un adı doğru konulmuyor?

Bu durum baskılama mekanizmalarıyla alakalı. Irkçılığı sadece Nazilerin nefreti olarak gördüğünüzde kendi vicdanınızı rahatlatarak kendinizi bu ırkçılıktan soyutlayabilirsiniz. Ama eğer Müslümanlara karşı duyulan nefretin sosyal ve toplumsal olarak kabul gören bir ırkçılık ifadesi olduğunu kabul edersek, nefretin bir anda çok yakınımızda, kendi evimizde, hatta kendi kalbimizde olduğunu görürüz. Bu durumda kişinin kendini sorgulaması, kendi kişisel sorumluluğunu, yani günümüzde Müslümanlara nasıl davranıldığına, onlar hakkında nasıl konuşulduğuna ve İslamofobi kurbanları ile neden dayanışma içinde olunmadığına ilişkin sorumluluğunu üstlenmesi gerekir.

Müdahil avukat olarak NSU davasındaki rolünüz malum. Bunun haricinde ırkçılığa ve aşırı sağa karşı aktif çalışmalarda bulunuyorsunuz. NSU davasının ve mahkeme sürecinin sizi “başka bir insan” yaptığı söylenebilir mi?

Bazı hayallerim yıkıldı, bazı umutlarım söndü, sanırım bunu çok net söyleyebilirim. Ancak bazı şeylerin uğruna mücadele etmeye değer olduğundan daha önce hiç bu kadar emin olmamıştım. Almanya benim vatanım ve yalnız olmadığımı biliyorum.

Son bir soru: Mahkemede sizi en çok etkileyen şey ne oldu?

NSU’dan kurtulanların, cinayete kurban kişilerin geride bıraktıkları eşlerinin, çocuklarının duruşları. Onların sessiz ama onurlu tavırları ve onlardan yayılan güç. Bu insanlar duruşlarıyla açıkça “bizi yıkamadınız” mesajını verdiler.

©Flickr.com/boellstiftung

Yorum yazın

İsim

E-Posta (E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır)

Bu yazıya dair yorumunuz...

Diğer Dosya Yazıları

“Cami ve Minare Tartışması, Kamusal Alan Hakkında Bir Tartışma”

Prof. Dr. Stefano Allievi, Avrupa’da İslam’ın kamusal alanda doğurduğu tartışmalarla ilgili çalışma yapan en önemli sosyologlardan biri....
01.11.2018
Fransa'da ezan düzenlemeleri

Fransa’nın Ezansız Minareleri

Batı Avrupa’da en çok Müslüman’ın yaşadığı Fransa’da yaklaşık 3 bin cami var. Bu camilerden ezanın okunması ise aşılamayan bir ta...
01.11.2018
Müslümanlar için ezanın önemi

Ezan Müslümanlar Açısından Ne Anlama Geliyor?

Ezan Müslümanlar için önemli bir dinî sembol. İslami kaynaklar ezan okunmasıyla ilgili farklı hükümlerde bulunsa da, ezanın Müslümanlar a...
01.11.2018

Siyasi İrade ve Toplumsal Destek Arasında Belçika’da Ezan

Belçika’da ezanı direkt olarak ilgilendiren herhangi bir yasal mevzuat yok. Ezan talepleri, ülkenin ses ve çevre kanunlarına göre lokal mercil...
01.11.2018

Avusturya’nın Sessiz Minareleri: Ezan 300 Caminin 2’sinde Duyuluyor

Avusturya’da yaklaşık 300 cami var. Bu camilerden yalnızca ikisinde, o da yalnızca Cuma namazı için ezan okunabiliyor. Ülkede İslam kamu tüz...
01.11.2018

Avrupa Ses Sahasında “İslam’ın Sesi”: Hollanda’da Ezan

Hollanda’da ezan 1980 yılından beri okunuyor. Ülkede camilerin ezan okuması önünde yasal bir engel olmasa da birçok cami komşularını rahat...
01.11.2018
Almanya'da ezan hakkında hukukçu Prof. Dr. Stefan Muckel

“Almanya’da Ezan, Açık ve Renkli Toplumun Bir İfadesi”

Almanya’da Kamu ve Kilise Hukuku uzmanı olan Prof. Dr. Stefan Muckel, Köln Üniversitesi’nde öğretim üyesi. Prof. Muckel ile Almanya’da eza...
01.11.2018
almanya Düren şehrinde ezan

Almanya’da İlk Ezan: Düren Camisi’nin 34 Yıllık Ezan Geçmişi

Düren’de tam 34 yıldır günde üç kere minareden ezan okunuyor. Bu yönüyle cami Almanya’daki ezan tartışmalarındaki ezberleri alt üst ed...
01.11.2018