Dosya

Avrupa’da Ayrımcılıkla Mücadelede Yasal Mevzuat

01.06.2018

Dünyada en çok gündeme gelen sorunlardan biri ayrımcılık. “Ayrımcılık” kavramına ve Avrupa’daki yasal mevzuata dair bir analiz.

Bir kimseyi sahip olduğu bir özellik ya da farklılık nedeni ile farklı muameleye tabi tutmaya ayrımcılık denir. Ayrımcılığın bir sorun olarak daha fazla tartışılıyor olması esasen farklı gruplar arasında etkileşimin artmasıyla farklı gruplara tabiiyetin yadırganması, dolayısıyla problemin görünür hale gelmesinden kaynaklanıyor. Zira en kabul görmüş hali ile “ayrımcılık”, bireyin belli bir gruba ait olması nedeniyle diğerleri tarafından farklı veya eşit olmayan bir davranışa maruz kalması demek.

Ayrımcılık durumunda birey, kendi ait olduğu grubu daha iyi, daha güzel, daha üstün görme ve diğer gruplara karşı ön yargılı yaklaşıp onları ötekileştirmeye dayalı olumsuz tutumlar sergilemektedir. Farklılıklar iyi veya kötü muhakemesinden bağımsız olarak yalnızca baskın grubun kendini daha üstün görmesi nedeni ile ortaya çıkmakta; hâliyle ayrımcılığa maruz kalan gruplar çoğu zaman azınlık grupları olmaktadır. Ayrımcılık kurumsal bir yapı veya devlet eliyle de gerçekleşebilir. Ancak ayrımcılığın günlük hayatla en içi içe hâli çoğunlukla bireyler nezdinde cereyan eder.

Avrupa Birliği Mevzuatında Ayrımcılığa Karşı Temel Düzenlemeler

Modern hukuk, gelişen toplumlarda eşitlik anlayışına dayalı bir toplumsal düzen oluşturmayı amaçlar. Ne var ki günümüzde bu düzene henüz ulaşılamamıştır. Bu amaçla Avrupa Birliği (AB) mevzuatında ayrımcılıkla mücadele için en başta AB Temel Haklar Bildirgesi’nde hem eşitlik ilkesinin hem de ayrımcılık yasağının ele alındığını görmekteyiz. Bildirgenin 20. maddesi eşitlik ilkesine yer vererek herkesin yasa önünde eşit olduğunu düzenlerken 21. maddesinde ayrımcılık yasağına ilişkin ayrıntılı bir düzenleme yer almaktadır. Buna göre:

“Cinsiyet, ırk, renk, etnik veya sosyal köken, kalıtımsal özellikler, dil, din veya inanç, siyasi veya başka herhangi bir görüş, bir ulusal azınlığın üyesi olma, hususiyet, doğum, maluliyet, yaş veya cinsel eğilim gibi herhangi bir nedenle ayrımcılık yapılması yasaktır.”

Yine bildiride düzenlenen diğer haklar ve hakların kullanılış biçimi ile yasaklar ve yasakların uygulanış biçimi bakımından “herkes” ve “hiç kimse” şeklinde bir üslup benimsenmiş ve dışlayıcı yorumlardan kaçınılmıştır.

Avrupa’da Ayrımcılık Düzenlemelerinin Tarihi

1997 yılına kadar Avrupa Birliğinde ayrımcılıkla ilgili düzenlemeler vatandaşlık ve cinsiyet temelliydi. 1997’de Avrupa Toplulukları Antlaşması’nda (ATA) ayrımcılıkla mücadele etmek üzere Avrupa Konseyi yetkilendirildi. Ardından Avrupa Konseyi ATA Madde 13’ü AB sınırları içerisinde uygulamaya koymak amacıyla Irk Eşitliği Direktifi ve İstihdamda Eşitlik Direktiflerini yürürlüğe koydu ve hazırlanan Topluluk Eylem Planı ile ayrımcılıkla mücadele konusunda ilk adımlar atılmış oldu.

Bu direktiflerde yer alan hükümlerin en önemli yanı AB içerisinde bağlayıcı nitelikte olmalarıdır. Yani ülkelerin iç hukuklarında bu direktiflere aykırı düzenlemeler mevcut olduğu takdirde ayrımcılığa uğrayan kimse bu direktifleri doğrudan iç hukuktaki yargı organları önünde ileri sürebilecektir.

Irk Eşitliği Direktifi, İstihdamda Eşitlik Direktifinden çok daha geniş kapsamlı olup direktif ile AB üyesi ülkelere istihdam, eğitim, sağlık, barınma, sosyal koruma, sosyal yardım ile mallara ve hizmetlere erişimi içeren birçok konuda ırk ayrımcılığını yasaklama ve ayrımcılıkla mücadele için engelleyici önlemler alma yükümlülüğü getirmektedir. İstihdamda Eşitlik Direktifi ise daha çok istihdama, mesleğe erişime, işçi-işveren ilişkilerine yoğunlaşmaktadır.

Esasen Avrupa Birliği’nde ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına ilişkin ilk düzenleme Roma Antlaşması 119. maddede yer alan “eşit işe eşit ücret” ilkesidir. Bu düzenleme, cinsiyet temelli ayrımcılığın iş ortamında ortadan kaldırılmasına yöneliktir ve Avrupa Birliği’nin temelinde yatan “ortak pazar inşası” amacı ile de uyumludur. Zira bu şekilde adil bir rekabet ortamı amaçlanmıştır.

Çalışma Sektöründe Ayrımcılık

Ne var ki günümüzde ayrımcılığa en çok maruz kalınan alan hâlâ çalışma alanları olmaktadır. Yabancı dil, etnik köken ve din; işçi-işveren ilişkilerini etkilemekte, azınlık grup mensupları genelde daha az maaşla veya daha düşük sosyal şartlarda çalışmaya mahkum edilmektedir. FRA (İng. “European Union Agency for Fundamental Rights”) tarafından yayınlanan ve 2017’de 10.500 Müslümanla yapılan ankete göre son 5 yıl içinde katılımcıların yüzde 31’i iş ararken, yüzde 23’ü ise iş ortamında ayrımcılığa uğradığını belirtmiştir. İsimleri, ten renkleri veya fiziksel görünüşleri söz konusu olduğunda ise bu oran iş ararken yüzde 53, iş yerinde yüzde 44’e kadar çıkmaktadır.

Kayıt altına alınmış şikayetler söz konusu olduğunda durum daha da dikkat çekicidir. Zira katılımcıların ortalama yüzde 12’si ayrımcılık vakası ile ilgili şikayette bulunduğunu belirtmektedir. Bu durumun çalışanın işini kaybetme korkusuyla ilintili olduğu düşünülmektedir. Öte yandan iş yerinde ayrımcılık vakaları kayıt altına alınmadıkça müdahale konusunda da adımlar atılamayacaktır.

Ayrımcılık yasağı uluslararası insan hakları sözleşmelerinde ve birçok ülkenin kendi anayasasında yer almasına rağmen hâlâ ayrımcı tutum ve davranışların tamamen ortadan kaldırılması için kat edilmesi gereken çok yol var. FRA tarafından 2017 yılında yapılan son çalışmada katılımcılara son on iki ayda belirtilen on alanda ten renkleri, etnik kökenleri veya dinleri nedeniyle ayrımcılığa uğradıklarını düşünüp düşünmedikleri sorulmuştur. Bu çalışmaya göre Avrupa’da Türkler yüzde 39 oran ile Hollanda’da, en çok ayrımcılığa uğradığını düşünen gruptur. Bu cevaplarda Hollanda’yı Avusturya ve Danimarka takip etmektedir. Türklerin Avrupa’ya göç edişinin üzerinden neredeyse 60 yıl geçmesine rağmen ayrımcılığın bu oranlarda seyretmesi birçok ülkede ayrımcılıkla mücadele konusunda istenilen noktada olunmadığı gerçeğini gözler önüne sermektedir.

Bunun temel nedeni ise ayrımcılığın çoğunlukla hem ayrıma uğrayan kişiler bakımından hem de ayrıma tabi tutan taraf bakımından esaslı insan hakları ihlali anlamına geldiğinin fark edilmeyecek kadar normalleşmiş kabul edilmesidir.

Avrupa’da Irkçılık Karşıtı Hareketin Sesi

AB Direktifleri Birlik ülkelerinde mağdurlara hukuki ve psikolojik yardım verilmesi hususunda bağımsız yapıların desteklenmesini gerekli kılmaktadır. Bu husus ayrımcılığa uğrayan tarafın çoğu zaman yeterli uzmanlığa ve maddi kaynağa sahip olmaması nedeniyle önem arz etmektedir.

Ayrımcılıkla mücadele için gerekli yasal zeminler oluşturulduktan sonra Avrupa’da ırkçılık, ayrımcılık, İslamofobi, Afrofobi, Antisemitizm ve benzeri ayrımcılık türleri ile mücadele etmek üzere birçok sivil toplum örgütü kurulmuştur. Bu örgütler mağdurlara doğrudan hukuki destek sunmanın yanı sıra azınlıkları haklarına dair bilinçlendirmek ve Avrupa Birliği ülkelerinde ırkçı faaliyetlerin kayıt altına alınması için çalışmaktadır.

Bu sivil toplum kuruluşlarını aynı çatı altında buluşturarak aralarında iş birliği kuran ENAR (İng. “European Network Against Racism”) Avrupa’da ırkçılıkla mücadele konusunda öncü bağımsız yapılardan biridir. ENAR, dinsel ve etnik azınlıkların haklarını korumak adına STK’lar ve Avrupa Birliği kurumları arasında köprü görevi de görmektedir. ENAR’ın ayrımcılıkla mücadele için çalışmaları mağdurlara danışmanlık hizmetinden ziyade, Avrupa Birliği kanunları ve politikalarının eşitliği teşvik etmesi ve ayrımcılıkla mücadelede etkin bir hâle gelmesi şeklindedir. Diğer yandan ENAR, Birlik ülkelerinde, ülkeler ve ayrımcılığa uğranan alanlar bazında veri toplama çalışmaları yapmaktadır.

Etkin bağımsız izleme kurumlarından bir diğeri Avrupa Komisyonu tarafından kurulan Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu’dur (ECRI). Bu komisyon her bir üye ülkenin ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve hoşgörüsüzlük açısından durumlarını izlemektedir. ECRI 5 yılda bir ülkelerin sayılan konulara ilişkin yasama faaliyetlerini, ülkede gerçekleşen nefret ve şiddet olaylarını, entegrasyon politikalarını ve ülkelere özgü bir dizi spesifik konularda gelişmelerini yerinde ve tanık beyanlarına dayalı inceleyerek raporlar oluşturmakta ve ülkelere tavsiye kararları sunmaktadır.

Müslümanlar Ayrımcılıkla Mücadele Konusunda Yaşadıkları Ülkeye Güveniyor

FRA tarafından hazırlanan raporda 2016 yılında yapılan çalışmalara kıyasla Müslümanların giderek daha fazla ayrımcılığa maruz kaldığına dikkat çekilmektedir. Diğer yandan yine FRA raporuna göre Müslümanların yüzde 76’sı bireyler nezdinde maruz kalınan ayrımcılığa karşı yaşadıkları ülkeye ve kamu kurumlarına güven duyduklarını belirtmiştir.

Her ne kadar Avrupa’da yabancı düşmanlığı ve İslamofobi son yıllarda yükselişe geçmiş olsa da, Avrupa’da ayrımcılıkla mücadele konusunda kararlı bir duruş da sergilenmektedir. Hem Birlik mevzuatı hem de ülkelerin iç hukuklarında yaptıkları düzenlemelerle azınlık hakları koruma altına alınmaktadır. Diğer yandan Birlik tarafından STK’ların ve diğer insan hakları kurumlarının desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik düzenlemelerle, ülke politikalarında yıllardır uygulanan çokkültürlülüğü destekleyici uyum programları ayrımcılığa karşı uygulamadaki problemlerin giderilmesine odaklanmaktadır. Ayrımcılığa uğrayan bireylerin ülkelerine duydukları güven ile bu destekleyici politikalar birleşince ayrımcılığa karşı güçlü müdahale yöntemleri ortaya çıkmaktadır.

 

– Second European Union Minorities and Discrimination Survey (EU-MIDIS II) Muslims – Selected Findings, http://fra.europa.eu/en/publication/2017/eumidis-ii-muslims-selected-findings, European Union Agency for Fundamental Rights, (ET: 19.05.2018)
– Racism and Discrimination in the Context of Migration in Europe, http://www.enar-eu.org/IMG/pdf/shadowreport_2015x2016_long_low_res.pdf, (ET :19.05.2018)
– European Commission against Racism and Intolerances, https://www.coe.int/t/dghl/monitoring/ecri/default_en.asp, (ET: 18.05.2018)
– ÇAYIR, Kenan ; CEYHAN AYAN, Müge (2012) : Ayrımcılık- Çok Boyutlu Yaklaşımlar, İstanbul, 2012.
– GÜL, İdil Işıl ; KARAN, Ulaş; Ed. YEŞİLADALI, Burcu ; AYATA, Gökçeçiçek (2011) : Ayrımcılık Yasağı : Kavram, Hukuk, İzleme ve Belgeleme, İstanbul, 2011.
– Avrupa Ayrımcılık Yasağı Hukuku El Kitabı (2010), Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı, 2010, http://fra.europa.eu/en/publication/2011/handbook-european-non-discrimination-law-2011-edition, (ET: 16.05.2018)

Yorum yazın

İsim

E-Posta (E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır)

Bu yazıya dair yorumunuz...

Diğer Dosya Yazıları

İsveç ve Finlandiya’dan Başörtüsü Yasağına Tepkiler

Başörtüsü yasağı ile ilgili tartışmalar genelde Batı Avrupa’da yoğunlaşıyor. İsveç ve Finlandiya da bu tartışmaların etki alanında...
02.07.2018
başörtü yasağı

Dosya | Avusturya’da Başörtülü Kadınlar Nefretin Öncelikli Kurbanı

Avusturya’da 2017 yılının son aylarında peçe yasağı yürürlüğe girdi. Bundan kısa bir süre sonra da kreş ve ilkokullarda başörtüsü y...
01.07.2018

Dosya | Hollanda’da Başörtüsü Yasağı Tartışmaları

Başörtüsü yasakları ve başörtüsüne dair tartışmalar, Hollanda’daki İslamla ilgili tartışmaların en başında yer alıyor. Tartışmal...
01.07.2018
Belçika başörtüsü yasakları

Dosya | Belçika’da Başörtüsü Yasakları: “Yeni Bir Siyaset Kültürüne İhtiyaç Var”

Belçika, başörtüsü kısıtlamalarında Fransa örneğini takip eden bir ülke. Hukukçu ve siyaset bilimci Mehmet Saygın’la ülkede Müslüman...
01.07.2018

Dosya | Fransa’da Başörtüsü Yasaklarının Çeyrek Asırlık Tarihi

Fransa, başörtüsü yasaklarıyla Avrupa’nın en kötü örneği. Ülkede başörtüsü tartışmalarının tarihi çeyrek asra uzanıyor. Fransa'd...
01.07.2018

Dosya | Birleşik Krallık’ta Başörtüsü Yasağı Tartışmalarına Bakış

Birleşik Krallık’ta başörtüsü de dâhil herhangi bir İslami kıyafet için yasak söz konusu değil, ancak ülkede aşırı sağcı politikac...
01.07.2018

Dosya | Almanya’da Başörtüsü Kısıtlamaları ve Müslüman Kadınların Özgürlük İhlali

Almanya’da Müslümanların karşılaştığı ayrımcılık yeni bir fenomen değil. Bilhassa başörtülü kadınlar, iş ortamında, eğitimde ve...
01.07.2018

Dosya | “Bireyler Dinî Sembollerden Sıyrılmaları Gereken Kamu Binaları Değil.”

28 Avrupa Birliği (AB) ülkesinde Müslüman kadınlara yönelik kıyafet kısıtlamalarını araştıran detaylı bir rapor Açık Toplum Vakfı tar...
01.07.2018