İslamofobi Gözlemevi

Hollanda/Enschede Vakası: “İslamofobik Suç” Nedir?

Hollanda Enschede cami saldırısı İslamofobi
23.03.2018

Hollanda’nın Enschede kentinde bir cami inşaatına 23 haç dikilmesi olayında savcılık, “Müslümanlar direkt hedef alınmadığı için” kovuşturmaya gerek duymadı. Enschede vakası İslamofobik suç kavramını yeniden düşünmek için bir fırsat.

İslam karşıtlığının son yıllarda hızlı biçimde birçok Avrupa ülkesinde yayıldığı gözleniyor. Açıkçası, gündemi düzenli takip eden biri için bu tespite varmak o kadar da zor değil. Zira her gün farklı bir ülkeden farklı bir şekilde İslam karşıtı vaka gündeme taşınıyor.  

Ancak İslamofobi kavramının birden fazla boyutunun olduğunu da gözden kaçırmamak gerek. Madalyonun bir yüzü saldırılar ise, diğer yüzü de bu vakalar karşısında siyaset ve hukukun sergilediği tavır olmalı. Bu açıdan, İslam karşıtı saldırıların ardından verilen tepkileri iyi incelemek gerekiyor.

Pegida’nın Enschede Eylemleri

Perspektif’te kısa süre önce haberleştirdiğimiz “Enschede Vakası” bunun yerinde bir örneği; kısaca hatırlayalım: Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar (PEGIDA) hareketi üyeleri “10 Mart’ta  Enschede kentinde bir cami inşaatına 23 haç dikerek bunu sosyal medyada ‘İslam’a Hayır, Sadece Özgürlük’ etiketiyle paylaştı. Haçların üzerine Londra, Barselona, Paris ve Brüksel’deki terör saldırılarında hayatını kaybedenlerin isimlerini yazan saldırganlar, olayın videosunu paylaşırken “İslam, nefret ve terör anlamına geliyor. Onun için bugün Enschede kentinde nefret evi inşa edilecek arsada eylem gerçekleştirdik. Bunu engellemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız.” ifadelerini not düştü. Evet, hadise gayet rahatsız edici. Lakin Pegida söz konusu olduğunda bu ve benzeri saldırıların gerçekleştirilmiş olması o kadar da ilginç gelmiyor. Burada dikkat çekmek istediğim husus Pegida’nın çirkin saldırısından ziyade buna hukuk nezdinde verilen tepki olacak.

Savcılığın Tutarsızlığı

Haberden devam edelim: “Hollanda Kamu Savcılığından (Openbaar Ministerie) yayımlanan basın bildirisinde, olayın ‘şoke edici’ olduğu ancak yargılamaya sebep oluşturacak bir durum yaşanmadığı belirtildi. Açıklamada, Pegida üyelerinin söz konusu olayda ‘herhangi bir gruba karşı suçlayıcı veya ayrımcı bir ifadeye yer vermemeleri’ sebebiyle kişiler hakkında dava açılmayacağı kaydedildi. Savcılık saldırganların ‘Müslümanları değil İslam’ı hedef aldığını’, bu haliyle olayın ‘bir suç unsuru taşımadığını’ açıkladı.”

En az Pegida eylemi kadar tedirginlik verici olan şey, savcılığın bir vaka hakkında hukuki işlem başlatması için “Müslümanların hedef alınması” şartını araması. Caminize molotof atılabilir, bahçesine haç dikilebilir, duvarlara tehdit mesajları yazılabilir; üstelik tüm bunlar kayda alınıp hiç çekinmeden internetten paylaşılabilir. Fakat “Müslümanlar hedef alınmadığı” için herhangi bir cezai yaptırımla karşılaşmazsınız. Peki ama Müslümanların ibadethanelerinin hedef alınması Müslümanların da hedef alınması anlamına gelmiyor mu? Bunun için illa insanların yaralanması veya öldürülmesi şartı aranıyorsa hukuki bir facia ile karşı karşıyayız demektir. Avrupa’da İslam karşıtlığının hızla arttığı ve şiddet araçlarına daha sık başvurduğu bir dönemde “hukuki cevabın” bu denli zayıf olması düşündürücü.

Yetkililere Haber Vermeden Camiye Saldırmak (!)

Kamu Savcılığının basın bildirisinde dikkat çeken bir diğer nokta yine Pegida’nın 12 Kasım’da gerçekleştirdiği bir diğer saldırıya ilişkin. 12 Kasım 2017’de gerçekleştirilen ve Perspektif’te de yer verdiğimiz diğer saldırıda cami arsasına domuz kanı sürülmüş bir çarmıh yerleştirilmişti. Bu olay o dönemde büyük tepki çekmiş, şehrin belediye başkanı saldırganları ABD’de siyahilere karşı ırkçı saldırılarıyla bilinen gizli örgüt Ku Klux Klan’a benzetmişti. Hollanda’da Hukukun Korunmasından Sorumlu Bakan Sander Dekker ise yaptığı açıklamada, saldırıyı “gereksiz rencide edici” bulduğunu, Pegida üyelerine karşı soruşturma açıldığını ve savcılık tarafından suçlu bulunmaları durumunda gereken yaptırımların uygulanacağını aktarmıştı. “Gereken yaptırımlar”ın ne olduğunu, savcılığın son bildirisinde görüyoruz. Olayın faili Edwin Wagensveld’e 750 euro ceza verildiği kaydediliyor. Fakat küçük bir problem var. Wagensweld’in cezasının sebebi nefret suçundan ziyade, “yetkililerden izinsiz gösteri yapmak”. Başta kötü bir şaka gibi gelse de gerçek bu. “Yetkililere haber vermeden bir cami arsasına domuz kanı sürülmüş haç yerleştirdiği için” saldırgan 750 euro tutarında bir ceza ödemeye mahkum ediliyor. Ne yazık ki hukuk garabeti bununla da bitmiyor. Savcılık, “haça sürülen kanın domuz kanı olmadığını” belirtiyor ve ekliyor:“insanlar hedef alınmadı.”

Ceza Vermek İçin Birilerinin Ölmesi Şart mı?

“Enschede Vakası”na hukukçuların dikkatini çekmekte yarar var. Zira 28 Şubat 2016’da aynı kentte içerisinde 30 kadar Müslümanın bulunduğu sırada camiye molotof kokteyli atılmıştı. Cemaatin güçlükle söndürebildiği yangında can kaybı yaşanmamış fakat olay Müslüman toplumunda infiale sebep olmuştu. Olaya ilişkin yakalanan beş kişi, “terörist saldırı” iddiasıyla yargılanmış, Kasım 2016’da dört kişi dörder yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.  Bu olayda Kamu Savcılığı, “insanların hedef alınması” suçlamasıyla hapis cezası talep etmiş ve bu talep mahkeme tarafından ayniyle karşılık bulmuştu.

Bu davada ceza verilirken yukarıda sözünü ettiğim olayda cezaya gerek görülmemesi soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Zira hukukta cezai yaptırımın oluşması için illa can kaybı yaşanması şartı aranmamalı. Eğer Hollanda’da hukukçuların “caydırıcılık” gibi bir önceliği bulunuyorsa, bugün camiye tehdit mesajı yollayanların başka bir gün camideki insanların canına kastetmesini engellemek için bazı yaptırımlara başvurması gerekiyor.  Gerçekten bir saldırının nefret suçu, ırkçılık, İslamofobi veya antisemitizm bağlamında ele alınarak sert cezai tedbirlere tabi olması için “insanların direkt hedef alınması” şartı bulunuyorsa büyük bir problemle karşı karşıyayız demektir.

İslamofobi Tehdidine Acil Önlem Gerekiyor

Perspektif’in yılbaşından itibaren yayına aldığı İslamofobi Gözlemevi’nde Avrupa basınına yansıyan İslam karşıtı vakalar yer alıyor. Bu bağlamda Avrupa’da yükselişe geçen İslam karşıtlığı yakından takip etme şansı buluyoruz. Fiziki saldırılar ve siyasi söylemlerle İslamofobinin bu denli yaygınlaştığı bir dönemde, hukuki mücadelenin etkin yürütülebilmesi adına Avrupa’da Müslüman toplumlara büyük görev düşüyor. “Enschede Vakası” ve benzer olaylar, İslamofobinin hem kamuoyunda hem de siyasi karar alıcılar nezdinde hakkıyla ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Bu açıdan, İslamofobinin diğer ayrımcılık türleri gibi açık bir insan hakkı ihlali olduğu ve bununla mücadele edilmesi talebini ısrarla ortaya koymak icap ediyor. İslamofobinin hukuki tanımının gözden geçirilmesi ve bir an önce bu alanda reformların devreye sokulması elzem görünüyor. Aksi takdirde, çok daha vahim tablolarla karşılaşabiliriz. Zira nefret barajının kapakları bir kere açılırsa bunun altında sadece Müslümanlar değil, bütün Avrupa kalır.”

 

*Perspektif’in Pegida hareketini konu aldığı 238.sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

**Perspektif’in İslamofobi Gözlemevi’ne buradan ulaşabilirsiniz.

Yorum yazın

İsim

E-Posta (E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır)

Bu yazıya dair yorumunuz...

Diğer İslamofobi Gözlemevi Yazıları