Dosya

Ulusaşırı Göç ve Aşırı Sağ

01.09.2017

Avrupa’da yükselişe geçen sağ popülizmin en büyük besleyicisi ulusaşırı hareketlilik oldu. Avrupa’daki sağ partileri Eurozone, göçmen ve İslam karşıtlığı birleştiriyor. Bu trendin nasıl devam edeceği Avusturya ve Almanya seçimlerinden sonra görülecek.

2010 yılında Arap Baharıyla birlikte başlayan özgürlük ve demokrasi hareketleri 2011 yılında Suriye’ye de sıçradı. 2011 yılından günümüze kadar süren bu savaşta yüzbinlerce insan hayatını kaybetti ve milyonlarca insan komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı. Süregelen göç dalgası zamanla Avrupa’yı da derinden etkilemeye başladı. Bununla beraber, göç ve göçmenlere karşı tepkiler Avrupa’da sıklıkla göze çarpar oldu. Tüm Avrupa’da yükselen sağ popülist partiler, Avrupa siyasetini derinden sarstı. Avusturya’da 4 Aralık 2016’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Yeşiller’den Alexander Van der Bellen’in aşırı sağ parti FPÖ’lü Norbert Hofer’le neredeyse başa baş bir seçim yarışında olması, Brexit süreci, aşırı sağ PVV’nin Hollanda’da oyunu artırması ve Fransa’da Le Pen’in son tura kalıp yüzde 35’e yakın oy alması aşırı sağın artık Avrupa siyasetinde önemli bir figür olduğunu ve şimdilik kalıcı olduğunu gösteriyor.

Eurozone ve Göç Karşıtlığı

Aşırı sağın bu derece yükselmesinin ve siyasette yer edinmesinin en büyük sebeplerinden birisi olarak düzensiz göç ve buna bağlı olarak gelişen sorunlar gösteriliyor. Başta Suriye’den olmak üzere gerçekleşen büyük mülteci akını, bu partiler için bir fırsat oldu. Çünkü bu partilerin politikalarını dayandırdıkları konular genel olarak çokkültürlülük ve Avrupa Birliği karşıtlığıydı. Bu bağlamda platformlarını rahatlıkla İslam karşıtlığı, kültürel erozyon korkusu ve doğrudan demokrasi istekleriyle kuruyorlar. 2008 ekonomik krizinin getirisi olan ekonomik bunalımlar, orta ve alt gelirli halkın yerleşik düzenden kopmasını ve yukarıda bahsi geçen söylemlere daha yatkın olmasını sağlıyor. 2016 yılından itibaren Avrupa’nın birçok ülkesinde gerçekleşen seçimler, aşırı sağın toplum tarafından ciddiye alındığının da bir göstergesi. 2016 Avusturya Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nde aşırı sağ aday Hofer’in yüzde 46 gibi yüksek bir oranla kaybetmesi ve Almanya’da yükselişe geçen AfD, Almanca konuşulan ülkelerde sağ popülizmin siyasetin önemli aktörlerinden biri hâline geldiğini gösteriyor.

Aşırı sağın bu denli yükselişi, aslında Avrupalılık ve Avrupa Birliği projelerine de bir tehdit oluşturuyor. Katı AB ve Eurozone karşıtlığı aslında ulus devletlerin yeniden güçlenmesi amacına hizmet ediyor. Göçmenlere yönelik saldırılar, İslamofobi ve zenofobi arasında pozitif yönde bir korelasyon var, dolayısıyla bu durum aşırı sağın işine geliyor. Ulus devletin güçlenmesi, bir yönüyle sınırların kapanmasını ve göçmen karşıtı politikaları beraberinde getiriyor. Bu durum eğer gerçekleşirse, hâlihazırda Avrupa’da yaşayan başta Türk diasporası olmak üzere diğer grupların varlığına yönelik bir tehdit olarak da dönebilir. Aşırı sağ gücünü ulus devlet ve ulusçuluktan alırken ünlü filozof Ernest Gellner’in sözlerine kulak vermekte fayda var: “Ulusçuluk, kök saldığı her durumda diğer modern ideolojilere kolaylıkla galip gelme eğiliminde olmuştur.”[1]

Doğrudan Demokrasi Talebi

Birçok Avrupalı aşırı sağ partinin manifestolarında ortak olarak belirttikleri bir diğer istek ise doğrudan demokrasi ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi. İlk bakışta bu istek demokratik hakların daha geniş bir alana yayılması, daha ileri bir demokrasi isteği veya merkezî devletin gücünün azaltılması olarak algılanabilir. Fakat bu durum, aslında etnik azınlıklar ve göçmen toplulukların üstünde baskı mekanizması olarak da işlev görme ihtimaline sahip. Bunun bir örneğine 2009 İsviçre Referandumu’nda şahit olunmuştu. Bu referandum sonucunda birçok kanton minare yapımını yasaklamıştı. Aslında ileri demokrasinin bir şekli olan doğrudan demokrasi, bazen savunmasız ve azınlık grupların aleyhine işleyebilir. Kısacası, aşırı sağ partilerin bu isteği daha demokratik bir toplum yaratma özleminden ziyade, ezilen ve baskı altında bulunan grupların üzerinde yeni bir tahakküm aygıtı kurma niyetini kolaylaştırabilir.

Doğrudan demokrasi çoğu Avrupa ülkesinde mevcut olmasa da 2017 yılı Avrupa’da peş peşe önemli seçimlerin yaşanacağı bir yıl oluyor. 15 Mart’ta Hollanda seçimleriyle başlayan seçim periyodu 8 Haziran’da erken seçim kararı alan Birleşik Krallık’taki genel seçimlerle devam etti. Seçim öncesi anketlerde tek başına iktidar olacağı düşünülen Theresa May’in Muhafazakâr Partisi seçimi yüzde 42 oy alarak birinci tamamlamasına rağmen mutlak çoğunluğu sağlayamayarak güç kaybetti.[2] Öte yandan İşçi Partisi ise Jeremy Corbyn önderliğinde güzel bir çıkış yaparak milletvekili sayısını artırdı. Ayrıca aşırı sağın temsilcisi olan UKIP ise bir önceki seçimde yüzde 12 civarında aldığı oyun büyük çoğunluğunu kaybederek yaklaşık yüzde 2 oy aldı. Bu durum aslında Brexit süreciyle beraber yükselişe geçen aşırı sağın aslında halkın tepkiselliğinin bir sonucu olduğunun kanıtı niteliğindedir. Aşırı sağın İngiltere’deki bu başarısızlığı birçok farklı yönden değerlendirilmesi gereken bir olgudur. Seçim sonuçları ulusal sınır vurgusu yapan sağ politikaların Birleşik Krallık seçmeninde yeterince karşılık bulmadığını açığa çıkarmıştır. Nitekim Brexit sonrası ilk seçimde UKIP’in oyları âdeta yere çakılmıştır.

Senenin başında yükseliş trendinde olan aşırı sağ partiler son zamanlarda şimdilik hız kaybetmiş gibi görünüyor. Tepkisel oyların doğasında var olan duygu bazlı oy verme yönelimi, aslında aşırı sağ partilerin oy tabanının tam olarak konsolide olmadığını gösteriyor. Kısacası, aşırı sağın mutlak yükseliş trendinin kırılma eğiliminde olduğu, özellikle Birleşik Krallık seçimleriyle beraber açıkça anlaşılıyor.

Almanya’da 24 Eylül’de gerçekleşecek seçimlerde AfD’nin, Avusturya’da 15 Ekim’de gerçekleşecek seçimlerde FPÖ’nün alacağı oy oranları, Avrupa’da aşırı sağın geleceğiyle ilgili daha doğru bir resim çizmemizi sağlayacak.

[1] Ernest Gellner, Uluslar ve Ulusçuluk, 122.
[2] “UK election 2017: full results,” The Guardian, 9 Haziran 2017, https://www.theguardian.com/politics/ng-interactive/2017/jun/08/live-uk-election-results-in-full-2017

Yorum yazın

İsim

E-Posta (E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır)

Bu yazıya dair yorumunuz...

Diğer Dosya Yazıları

Türklerin “Yaftaları Yıkma” Stratejileri

Dilerseniz kavramlara dair bir soruyla bakalım: “Ulusaşırılık” ve “göç”. Bu iki kavramın 60’lı yıllardaki Türkiye’den Avrupa’y...
01.09.2017

Çatışan Kimlikler, Avrupa Birliği Ütopyası ve Göç’ün Etkileri

Chatham House raporuna göre “Avrupalı kimliği” krizde. Bu krizin çözülmesi için Avrupa’da “Müslüman kimliği” ile barışılması g...
01.09.2017

AB’nin Temel Değerlerinin Mülteci Kriziyle İmtihanı

Ekonomik bir oluşumdan bir değerler topluluğuna evrilen Avrupa Birliği’nin (AB) temel değerleri, mülteci krizi karşısında ciddi bir sınama...
01.09.2017

Ulusaşırılık, Çokkültürcülük ve Dönüşen Kamusal Alan

Ulusal sınırların aşılmasının en büyük etkisi kimlikler üzerine oldu. Avrupa’da artan çokkültürcülük söylemlerinin kimlikler ve vata...
01.09.2017

Ulusal Sınırları Aşmak: “Ulusaşırıcılık”

Ülkeler arası ilişkilerin tek boyutlu bir düzlemde ilerlemesi artık neredeyse imkânsız hale geldi. Ulusaşırı kimliğe sahip olan göçmenler...
01.09.2017

“Irkçılık Sadece Geçmişte Kalan Bir Fenomen Değil.”

Bochum Üniversitesi Sosyal Bilim Didaktiği bölümü öğretim üyesi olan Prof. Karim Fereidooni pedagojik enstitülerde ırkçılık eleştirisi v...
01.07.2017

Müslüman Öğretmenlerin Meslektaşlarıyla İmtihanı

Okuldaki ırkçı ayrımcılık biçimlerinden en ilginci öğretmenler odasında yaşananı. Başörtülü üç Müslüman öğretmenle, öğretmenle...
01.07.2017

Öğrencileri Irkçı Öğretmenlerden Kim Koruyabilir?

Sınıfta, koridorda ya da okul bahçesinde... Öğretmenlerinin ırkçı söylemlerine ve ayrımcılıklarına maruz kalan öğrencilerin okul başar...
01.07.2017