Gündem

Hollanda: Polisten Başörtüsü Konusunda Geri Adım

01.07.2017

Amsterdam polisinin “polis memurlarına başörtüsü serbestliği” önerisi, Hollanda’da tartışmalara neden oldu. Öneri yoğun tepkiler nedeniyle geri çekildi.

Polis kadrosunda göçmen kökenlilerin yeterince temsil edilmediğini söyleyen Amsterdam İl Emniyet Müdürü Pieter-Jaap Aalbersberg, polis memuru olmak isteyen göçmen kökenlilerin önündeki engelleri kaldırmak amacıyla poliste başörtüsü serbestliği önerisinde bulundu. Günümüzde Amsterdam halkının yüzde 50’si göçmen kökenliyken bu oran Amsterdam Emniyet Teşkilatı’nda sadece yüzde 18. Bu oran ülkedeki diğer emniyet teşkilatlarında daha da düşük.

Hollanda’da emniyet teşkilatlarındaki çeşitliliği artırma çalışmaları yıllardır sürmesine rağmen kısa süre öncesine kadar netice alınamamıştı. Polis akademisine başvuru yapan göçmen kökenlilerin oranı 2015’te yüzde 12 civarındaydı. Bu oran 2016’da yüzde 17’ye yükselerek olumlu ilerleme kaydedildi. Fas ve Türkiye kökenlilerde bu oranın yüzde 6’dan yüzde 13’e yükselerek ikiye katlandığı görülüyor. Ancak hâlâ istenilen sonuca ulaşılabilmiş değil.

“Kamu, Toplumun Yansıması Olmalı”

Polis kadrosunda göçmen kökenlilerin yeterli oranda temsil edilmesi, öncelikle günümüzde Hollanda toplumunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan göçmen kökenlilerin güvenini kazanmak ve bu kesimlerde polisin meşruiyetini kaybetmemesi açısından önemli görülüyor. Hollanda İstatistik Merkez Bürosu’na (CBS) göre polise güven duyan göçmen kökenlilerin (Türkiye, Fas, Hollanda Antilleri ve Surinam kökenlilerin) oranı Hollandalılardan yüzde 10 daha az. Ayrıca göçmen kökenli polis memurları, büyük bölümü göçmenlerden oluşan semt ve mahallelerin sorunlarına daha fazla hâkim. Göçmenlerle ilgili problemlerin çözümünde sağlayacakları katkı bu sebeple önemseniyor.

Hollanda Emniyet Genel Müdürü Erik Akerboom toplumda artan kutuplaşmanın önüne geçmek için de polis teşkilatı içerisinde çeşitliliğin artırılması gerektiği görüşünde. Bu kutuplaşma ve güven sorununa Amsterdam İl Emniyet Müdürü Aalbersberg de değiniyor: “Vatandaşların bir bölümü polis tarafından temsil edilmediğini düşünüyor. Hâlbuki polis toplumdaki herkes için hizmet eder. Hizmetinde etnik köken, din, ırk ve cinsiyet ayrımı yapmaz.”

Sorun sadece vatandaşların bu algısı ile sınırlı değil. Eski Hollanda Emniyet Genel Müdürü Gerard Bouman birkaç yıl önce yaptığı açıklamada, göçmen kökenli polis memurlarının Hollandalı meslektaşları tarafından sıklıkla dışlandığını gündeme taşımıştı. Kendisine bizzat aktarılanlara göre göçmen kökenli polis memurları, Hollandalı meslektaşlarının görev esnasında göçmen kökenli ve Müslüman vatandaşlara önyargılı yaklaşmalarından ve hatta terörist muamelesi yapmalarından da son derece rahatsız. Bouman endişesini ve yaşanan çelişkiyi şöyle ifade ediyor: “Eğer kendi teşkilatında meslektaşlarını dahi dışlıyorsan, bir polis memuru olarak vatandaşların güvenliğini nasıl sağlamayı düşünüyorsun?” Özellikle Charlie Hebdo saldırısının göçmen kökenli polis memurlarına yönelik baskıyı artırdığı gözlemleniyor. “Bu sorun hepimizin sorunu.” diyen Bouman bu konuda bütün polis memurlarını sorumluluk almaya çağırmıştı.

Polis Teşkilatında Başörtüsü Serbestliği

Bu kapsamda Amsterdam polisi, mayıs ayında poliste başörtüsü serbestliğini gündemine taşıdı. 2011’de Hollanda hükûmeti; polisin otoritesi, tarafsızlığı ve güvenliği için polis memurlarının dinî sembol taşımalarını yasaklamıştı. Bu yasağın kalkmasını isteyen Amsterdam İl Emniyet Müdürü Aalbersberg; ABD, Kanada, İngiltere, Avustralya, İrlanda ve Singapur gibi diğer bazı ülkelerde poliste başörtüsü serbestliğinin çok normal karşılandığına dikkat çekti.

“Başörtüsü Takmak Anayasal Hak”

Hukuki açıdan personelin ve işverenin başörtüsü konusunda başvurabileceği belirli haklar var. Başörtüsü takmak isteyen personel eşitlik ilkesi ve din özgürlüğünün koruması altında; işveren ise kurumunun tarafsızlığını ve bağımsızlığını isteyebilir. 2017’de Avrupa Adalet Divanı’nın kararına göre işverenler tüm çalışanlarının tarafsız giyinmesini şart koşan şirket kuralları uyarınca başörtüsünü yasaklayabilirler. Ancak Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü’nden (Hol. “College voor de Rechten van de Mens”) Marysha Molthoff, personelin dinî inancından dolayı kısıtlanmasının hukuka aykırı olduğunu söyleyerek bu yetkinin sınırlarına vurgu yapıyor.

Başörtüsünü dinî bir yükümlülük olarak gören, fakat başörtüsü takmasına izin verilmeyen Müslüman polis memurlarının din özgürlüğü kısıtlanmış oluyor. Yasağın bu sebeple hukuka aykırı olduğunu söyleyen Molthoff, poliste başörtüsü serbestliğini on yıldır savunduklarını ifade etti.

Ayrımcılıkla Mücadele Bürosu Radar/Art.1 Başkanı Cyriel Triesscheijn de başörtüsü önerisine olumlu bakanlardan: “Şu an polis teşkilatlarında çeşitlilik oranı düşüyor, hâlbuki toplumda bu oran giderek artıyor. Bu durum polisin vatandaş ile iletişimini olumsuz etkiler.” Triesscheijn polisin vatandaş ile iletişiminin önemli olduğunu, çünkü problemlerin çözümünde vatandaşın yardımının kaçınılmaz olduğuna dikkat çekiyor. Erasmus Üniversitesi’nden Wibren van der Burg da başörtüsü serbestliğinin arkasında: “Başörtülü polis memurlarının kamudaki görevlerden dışlanması onları ikinci sınıf vatandaş konumuna koyar.”

“Başörtüsü Polisin Tarafsızlığına Zarar Verir”

Ancak başörtüsü serbestliği önerisi Hollanda’da herkes tarafından olumlu karşılanmadı. İlk büyük tepki siyasetten geldi. Hollanda parlamentosundaki Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi (VVD), Hristiyan Demokrat Parti (CDA) ve aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) öneriye karşı çıktı. Hollanda Güvenlik ve Adalet Bakanı Stef Blok da (VVD); polis memurlarının tarafsız bir imaja sahip olması gerektiğini söyleyerek 2011’de hükûmet tarafından belirlenen başörtüsü yasağını hatırlattı. Ancak 2011’de eski Güvenlik Bakanı Ivo Opstelten bu yasağa dair yaptığı açıklamada anayasal hakların zarar görebileceğini de belirtmişti. Buna rağmen Opstelten, polisin otoritesinin ve tarafsızlığının daha önemli olduğunu dile getirerek yasağı savunmuştu. Bu argümanları değerlendiren Amsterdam Üniversitesi’nden Profesör Stefan Paas; otorite ve güvenlik gerekçelerinin Müslüman kadınların din özgürlüğünü kısıtlamak için yeterli olmadığı görüşünde. Otorite algısının herkese göre farklı olabileceğini söyleyen Paas; dinî sembollerin özellikle bir engel teşkil etmediğini ve başörtüsünün belirli bir şekilde kullanılması durumunda ise güvenliği tehdit etmediğini, hatta daha güvenli olabileceğini ifade etti.

Tarafsızlığın Ölçüsünü Kim Belirliyor?

Üçüncü mesele ise tarafsızlık argümanı. Dinî sembollerden arındırılmış bir üniforma, polis memurlarının tarafsızlığının garantisi midir? Başörtüsü takmayan memurlar, ne derece ön yargısızdır? Eski Hollanda Emniyet Genel Müdürü Gerard Bouman’ın, göçmen kökenli polis memurlarının meslektaşları tarafından dışlandığına ve göçmen kökenli vatandaşlara ön yargılı davrandıklarına dair açıklamaları bu varsayımın sorunlu olduğunun en açık ispatı. Polisin ne yazık ki tarafsız davranmadığının bir diğer göstergesi, vatandaşların etnik kökenlerinden dolayı sıklıkla güvenlik kontrollerine tabi tutulmaları. Bu durumu “ırkçı fişleme” (İng. “Racial Profiling”) olarak nitelendiren Uluslararası Af Örgütü, Hollanda’yı bu konuda uyarmıştı. Bu kontrollere sıklıkla maruz kalan göçmen kökenliler etnik kökenlerinden dolayı haksızca zan altında bırakıldıklarını düşünüyor ve bu ayrımcılık algısı onların polise karşı güvenini zedeliyor. Bu tablo göz önüne alındığında başörtüsü önerisinden dolayı Hollanda kökenli vatandaşlar için endişe edilen taraflı muamelenin, aslında göçmen kökenliler tarafından bizzat uzun süredir yaşandığı görülüyor. Amsterdam polisi, tam da bu sebepten dolayı göçmen kökenli polis sayısını artırmak istiyor.

Profesör Stefan Paas’a göre başörtüsü veya Hristiyanların haç takması ayrıca taraflı oldukları anlamına gelmez. Aynı şekilde başörtüsü ya da haç, insanların sadece Müslüman veya Hristiyan olduklarını gösterir, hangi konu hakkında nasıl bir görüşe sahip olduklarını göstermez. Paas’a göre dinî sembol taşıyanların tarafsız olmadıklarını varsaymak rencide edicidir. Devlet asıl, din ayrımında bulunmadan vatandaşların kendi kimlikleriyle kamuda görev almalarını desteklediği zaman tarafsızlığını ispat etmiş olur. Çünkü insanların tarafsız olduğunu düşünmek aslında bir yanılsamadır. Toplum farklı düşünceleri ve inançları olan bireylerden ibarettir. Öyleyse asıl ölçü, polis memurlarının kendi düşüncelerini görevlerine yansıtmadan profesyonel davranmaları olmalıdır. Aksi takdirde bir göçmen kökenli de Hollanda kökenli bir polis memurunun kendisine karşı ırkçı davrandığı algısına kapılabilir. Ancak bu varsayımdan yola çıkarak karşı tarafın haklarını kısıtlamak ne derece makul?

Başörtüsü yasağı için bazıları tarafından öne sürülen bir diğer argüman ise laiklik ilkesi. Bu kesime göre laik bir ülkede polis memurları dinî bir görünüme sahip olamaz. Ancak Stefan Paas laikliğin esas anlamda devletin bütün inanç ve düşüncelere eşit davranmasını öngördüğünü açıklıyor. Üstelik bir başörtüsü veya haç, kiliseyi veya dinî kuruluşları temsil etmez. Ayrıca Fransa’ya karşılık Hollanda’nın laiklik geleneğinde azınlıklar kabul görür ve kendilerine alan sunulur. Hristiyan ve İslam okullarına verilen devlet finansmanı, Hristiyan siyasi partilerin devlet tarafından tanınması ve başörtülü öğretmenlerin okullarda çalışmasına izin verilmesi bu örnekler arasındadır. Bu durum da başörtüsü yasağını savunan siyasi iktidarın aslında Hollanda’nın devlet geleneğine ve değer yargılarına aykırı davrandığını gösteriyor.

Başörtüsü Yasağında Son Karar

Amsterdam polisinin önerisi sadece siyaset ve toplumda değil, aynı zamanda polis teşkilatında da huzursuzluğa sebep oldu. Aldıkları sert tepkilerden dolayı Hollanda Emniyet Genel Müdürü Erik Akerboom poliste başörtüsü yasağını kaldırmayacaklarına dair açıklamada bulundu. Tepkilerden dolayı şaşkın olduğunu ifade eden Akerboom, kısa zamanda sadece sosyal medya üzerinden 43 bin mesaj ile öneriye tepki geldiğini belirtti.

Önerinin, İslam’ın toplumda görünürlüğüne tahammülün azaldığı bir dönemde kutuplaşmayı artıracağı endişesi hâkim. Polis teşkilatlarında öneriye yönelik yapılan bazı tepkilerin sınırı aştığını söyleyen Akerboom, tartışmaların saygı çerçevesi içerisinde yapılması gerektiği konusunda uyarıda bulundu. Akerboom Hollanda’da polis teşkilatlarındaki çeşitliliği artırma çalışmalarının devam edeceğini de sözlerine ekledi.

©Shutterstock.com/TTStock

Yorum yazın

İsim

E-Posta (E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır)

Bu yazıya dair yorumunuz...

Diğer Gündem Yazıları

Müslüman Mahkûmlara De-Radikalleştirme Tedbirleri

Avrupa’daki hapishanelerde Müslüman mahkûmlara yönelik girişimler “radikallik” şüphesi etrafında şekilleniyor. Oysa radikallik, tek bir...
01.07.2017

Kanada: Irkçılık Tecrübesinin Aidiyet Hissi Üzerindeki Etkisi

Hoşgörü kültürüyle tanınan Kanada’da Müslüman kadınlar dışlamalarla başa çıkmak için kendi mekanizmalarını geliştiriyorlar.
01.07.2017

Hollanda: Camiye Kamyonlu Saldırı Tehdidi

Lahey’deki As-Soennah Camisi, cemaate yönelik kamyonlu saldırının yapılacağını belirten bir tehdit mektubu aldı. Mektup sadece cami yöneti...
01.07.2017

Birleşik Krallık: Konuşulması Gereken “Zorlu” Konular

Birleşik Krallık’ta haziran ayında Londra Köprüsü’nde, ardından da Finsbury Park Camii’nde meydana gelen terör saldırıları hükûmeti...
30.06.2017

Avusturya (De)Entegrasyon Yasası

Avusturya’da onaylanan Entegrasyon Yasası mültecilere yönelik ayrımcı maddeleri ve popülist siyasetin bir kazanımı olarak görülmesi nedeni...
30.06.2017

Kurz’un “Ben” Siyaseti ve Avusturya’nın Geleceği

Avusturya Dışişleri ve Entegrasyon Bakanı Sebastian Kurz, Avusturya Halk Partisi’nin (ÖVP) yeni başkanı oldu. Erken seçime gidecek olan Avus...
01.06.2017

Hollanda: Müslümanlara Yönelik Ayrımcılık Artıyor

Son senelerde Hollanda’da aşırı sağcı şiddet olayları ve Müslümanlara yönelik ırkçı saldırılar artıyor. Ancak bu konunun yetkili mak...
01.06.2017

Fransa Cumhurbaşkanlığı Seçimleri: Le Pen’e Oy Veren 11 Milyon Seçmen

Fransa’da mayıs ayının başında ikinci turu gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde ipi Emmanuel Macron göğüsledi. Öte yandan aşır...
01.06.2017