Cami Saldırıları

Darmstadt: “Bu Görmezden Gelme Bir Sisteme Sahip”

01.06.2017

16 Mayıs 2017’de Almanya’nın Darmstadt kentindeki Merkez Camii’nin camları kimliği belirsiz, yüzleri maskeli dört saldırgan tarafından kırıldı. Darmstadt polisine göre ise ortada ne bir “cami”, ne de bir “saldırı” var.

Darmstadt, Hessen eyaletinde Frankfurt’un güneyinde, 155 bin nüfuslu büyük bir şehir. Almanya’da her sene mart ayında “Uluslararası Irkçılıkla Mücadele Haftaları”nı düzenleyen ve İslam düşmanlığıyla mücadele eden vakıf Darmstadt merkezli. Yani şehir ırkçılıkla mücadelenin Almanya’daki kalelerinden biri.

Bu pozisyon şehir idaresine de bir yönüyle yansımış. Bu yıl ikinci görev dönemine başlayan Darmstadt Belediye Başkanı Johen Partsch (Yeşiller), 2014 yılında Alman televizyon kanalı ZDF’te Maybritt Illner’in televizyon programına yaptığı itirazla gündeme gelmişti. Bu programda, Darmstadt’ta bir DaGiDa (İslam düşmanı Pegida hareketinin Darmstadt kolu) olduğu belirtilmiş, bu yanlış bilgi üzerine Partsch bir mektup yazıp şehirdeki çoğulculuğa şöyle atıfta bulunmuştu: “Bilim şehri olan, dünyanın her yerinden 40.000 öğrenci ve sayısız uluslararası firma ile araştırma kuruluşuna ev sahipliği yapan Darmstadt’ta 140’tan fazla milletten insan barış içinde yaşamakta, Darmstadt kendisini dünyaya açık ve toleranslı bir şehir olarak görmektedir.”

Yüzleri maskeli dört kişi tarafından saldırıya uğrayan Merkez Camii, işte bu toleranslı şehirde yer alıyordu.

Maskeli Dört Saldırgan

16 Mayıs 2017. Darmstadt’taki 7 camiden biri olan “Darmstadt İslam Dinî Cemaati”nin ya da halk arasındaki kullanımıyla “Merkez Camii”nin dört güvenlik kamerası kayıtta.

Gece 23.20-23.25 suları. Caminin otoparkının kenarındaki çitlere birisi yaklaşıyor. Elinde ışıklı bir şey var. Belki de telefonu. Daha sonra yanına birkaç kişi daha geliyor. Caddeden geçen arabaların ışıkları yolu aydınlatırken, toplamda 4 kişi olduğu tahmin edilen grup dağılıyor. Biri çitlerin önünde kalırken, diğer üçü cami otoparkının ana girişine yöneliyor. Birkaç dakika boyunca geçen arabaların azalmasını bekledikten sonra birisi çitlerin üzerinden atlıyor. Ana girişten giren üç kişiden ikisi, çitlerin üzerinden atlayan kişiye yöneliyor. Çitlerin önünde üç kişi, ellerinde bir anda görünen sandalyelerle; ana girişten giren kişi ise elinde sopayla camiye yöneliyor. Kameranın görüntü alanından çıkıp, sonra bir anda yeniden görünüyorlar. Bu sefer gerisin geri kaçan, yüzleri maskeli 4 kişi var kamerada. Bu kez ellerinde sandalyeler yok.

Bu görüntüler ardında 2 kırık cam ve 1.000 Euro tutarında zarar bırakıyor. Kırık camlardan biri caminin lokaline ait. Diğeri de ana giriş kapısının hemen sağında, üzerinde Süleymaniye Camii’nin fotoğrafının olduğu plastik cam. Saldırganların camları kırmak için kullandığı sandalyeler, güneşli havalarda cami cemaatinin ağacın altında üzerine oturup birbirleriyle sohbet ettiği sandalyeler.

Saldırganlar ışıkları kapalı olduğu için içeride kimsenin olmadığını düşünseler de camide o sırada 75 yaşındaki Recep Amca var. Caminin idari işleriyle ilgilenen Recep Amca, yorgun olduğu zamanlarda bazen evine gitmiyor, camide kalıyormuş. Giriş kapısının yanındaki cam kırılınca arkasındaki demir yere düşmüş. Recep Amca da gürültüye koşmuş. Kırılmış camları ilk o görüyor.

Daha sonra Recep Amca cami başkanı şehir dışında olduğu için kendi oğlunu arıyor. Oğlu da yönetimden başka biriyle camiye geliyor. Sonra caminin Kurumsal İletişim Başkanı Mehmet Gür geliyor. Hemen güvenlik kameralarına bakıyorlar. Polis aranıyor. Yarım saat içerisinde gelip, tutanak tutup gidiyor. Geri kalanlar da saldırganların girdiği büyük sürgülü demir kapıyı çekip, çıkıyorlar. Kırık camlardan birinin arkasına bir karton iliştiriliyor.

Camiler Farklı Saldırgan Grupların Hedefinde

“Burası normalde ırkçı eğilimlerle tanınan bir muhit değil. Yabancılar da yaşıyor bu civarda.” diyor Mehmet Bey. Cami daha önce saldırıya uğramamış. Sadece, posta kutusuna cemaatin pek de ciddiye almadığı garip bir el ilanı bırakılmış. Mehmet Bey, “İçeriğini hatırlamıyorum.” diyor. “Biraz ırkçı söylemler vardı.”

Cemaatin neler düşündüğünü sorduğumda Mehmet Bey, “Son olaylardan sonra böyle bir saldırı cemaat tarafından endişeyle karşılandı.” diye cevap veriyor.

Almanya’da artan İslam düşmanlığı, Türkiye’deki referandum gerginliğinin yurt dışına yansımasıyla bozulan Türk-Alman ilişkileri ve sadece Türkiye’de değil, Almanya’da da bir gerginlik nedeni olan PKK gibi etkenler camilere yönelik saldırı motivasyonları arasında yer alabiliyor. Yani camilere saldıranlar sadece ırkçılar değil. PKK sempatizanları ya da Türkiye’deki siyasi iktidarla hesaplaşmak isteyen başka marjinal gruplar da gözlerine Türkiye’deki muhafazakâr siyasetin bir uzantısı olarak gördükleri camileri kestirebiliyorlar. Bu nedenle de Almanya’daki her cami saldırısını İslam düşmanlığı ile ilişkilendirmek doğru değil. Örneğin Türkiye’deki siyasi çatışmaların buraya taşınmasının bir sonucu olarak gerçekleşen saldırıları “İslam düşmanlığı” olarak nitelendirmek yanlış olur. Öte yanda camiler, lokalden bir şeyler çalmak isteyen hırsızların camları kırması, kızgın üyelerin idareye ders vermek istemesi ya da Türkiye’deki iktidara kızan bir grubun ismi “Türk” çağrıştıran ilk yapı olarak “cami”ye yönelmesi gibi nedenlerle de saldırıya uğruyorlar.

İslam Düşmanlığını Tespit Edemeyen Güvenlik Güçleri

Almanya’da 2017’den itibaren İslam düşmanı motivasyonla işlenen suçlar polis istatistiklerine kaydediliyor. Fakat bunun için güvenlik güçlerinin bu motivasyonu her şeyden önce “tespit” edebilmeleri gerek. Darmstadt’taki son saldırı örneğinde bu durumdan ne kadar uzak olduğumuzu anlıyoruz.

Darmstadt polisinin saldırının ertesi sabahı yayımladığı basın açıklamasına göre bir gece önce camları kırılan yer bir “cami” değil. Polise göre “camiye” değil, “bir dinî cemaate ait olan özel mülke”; üstelik “saldırı” değil, “maddi hasar” gerçekleşmiş. Yani polise göre Darmstadt’ta mayıs ayının ortasında bir caminin camları yüzleri maskeli dört kişi tarafından kırılmadı. Ufak bir ayrıntı belki ama polis açıklamasında 2 değil, yalnızca 1 camın kırıldığı yazıyor. Bu basın açıklamasını okuyan, sanki binanın önünden geçen insanların ellerinin yanlışlıkla cama çarpmasıyla böyle bir hasar oluştuğu hissine bile kapılabilir. Bu basın açıklamasının, -eğer ırkçı bir motivasyonları varsa- saldırganları sevindireceği ve kendilerini “tasdik edilmiş” hissettireceği açık.

Almanca haber-yorum platformu olan IslamiQ redaktörü Esra Ayari de bu basın açıklamasını okuduğunda şaşkınlıkla polisi aradığını belirtiyor. IslamiQ, Almanya’daki cami saldırılarıyla ilgili bir harita oluşturmuş. IslamiQ çalışanları her saldırının ardından polisi arayarak saldırılarla ilgili detaylı haberler yayınlıyorlar.

Ayari Darmstadt polisini aradığında aldığı yanıt, “Söz konusu olan bir cami değil ve yapılan da saldırı değil.” şeklinde olmuş. Bunu anlattıktan sonra şöyle diyor Ayari:

“Bu görmezden gelme karşısında şok olmuştum ve kendime şu soruyu sordum: Eğer polisler İslam düşmanlığı motivasyonuyla işlenen suçları tanıyamıyorlarsa, Federal Suç Dairesi’nin İslam düşmanı suçlarla ilgili istatistiklerine nasıl güvenebiliriz ki?”

Söz konusu “saldırı”yı bu şekilde tanımlamamak ve olay mahalli cami olmasına rağmen bunu görmezden gelmek tesadüfi değil. Bu görmezden gelme bir sisteme sahip.

Darmstadt’ta saldırıya uğrayan camiye bir bakalım: İnsanların oturup sohbet ettiği bir lokal. Biraz ileride cenazelerin yıkandığı bir gasilhane, üstünde erkek öğrencilerin kaldığı bir yurt. İlerisinde imamın lojmanı ve kız öğrencilerin kaldığı daire. Burada “sadece” ibadet edilmiyor. Burada insanlar ağacın altında oturup dinleniyorlar. Yorgun yaşlılar eve gitmeye mecal bulamadıklarında burada kalıyorlar. Burada öğrenciler, din adamları var. Burada insanlar kefenlemeden önce yıkadıkları akrabalarını son kez görüp, son kez öpüp vedalaşıyorlar. Saldırıdan henüz yarım saat önce bile kamera kayıtlarında cemaatten insanların camiye girip çıktıkları görülüyor.

Yani burası Müslümanların yaşayıp yaşattığı, ölüp çalıştığı, okuyup uyudukları, en önemlisi secde ettikleri bir yer. Burası bir “bina”dan fazlası. Buranın bir camı kırıldığında da, bu sadece bir cam kırığından fazlası olarak görülmeli.

Mehmet Bey, saldırının ardından ne belediyeden ne de başka bir yerden hiçbir politikacının aramadığını söylüyor. Belli ki bu durum, “bina” ile “cami” arasındaki farkı görememekten kaynaklanıyor.

Yorum yazın

İsim

E-Posta (E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır)

Bu yazıya dair yorumunuz...

Diğer Cami Saldırıları Yazıları