Gündem / Söyleşi

Barış ve Huzur Çağrılarına Adanmış Bir Hayat: Mevlüde Genç

29.05.2017

Solingen’de, 29 Mayıs 1993’te 4 aşırı sağcı Alman’ın Genç ailesinin yaşadığı evi kundaklamasıyla aileden 5 kişi vefat etmiş, yaşanan bu elim olay “Solingen Faciası” ismiyle bütün Avrupa’da büyük tepki toplamıştı. Alman mahkemeleri suçluları yargıladı, suçlular cezalarını çekip hayatlarına döndüler ama olayda çocuklarını, torunlarını ve yeğenini kaybeden Mevlüde Genç ve ailesi için 20 senelik acının külleri hâlâ taptaze. Bu büyük acıya rağmen hayata bakışı ile tüm Almanya’yı etkileyen, toplumsal barışı sağlamak adına imkân bulduğu her ortamda birlikte yaşama kültürünü anlatan Genç, yitirilenlerin ardından torunlarının sevgisiyle hayata yeniden tutunmuş. Ve Mevlüde Genç hayata umutla sarılmayı diğer insanlara öğretmeye adamış kendini. Komşularıyla sürdürdüğü iyi ilişkiler, ırkı ya da dini farketmeksizin bütün çocuklara, tüm insanlara olan engin sevgisiyle herkese örnek bir yaşam tarzına sahip Mevlüde Genç’in evine konuk olarak, kendisiyle samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Sayın Genç, bu elim olaydan sonra neler değişti hayatınızda?

Hayatıma acı dolu günler girdi o olaydan sonra, o günden bugüne kadar içimde taşıdığım acıyı Allah düşmanlarıma bile vermesin. Çok acıklı; dünyamız yıkıldı. Işıksız bir dünyada, karanlık içinde yaşıyoruz. Evlatlarımı yitirmeden önce yaşadığımız zamanlar ile şimdiki günlerimiz arasında dağlar kadar fark var. 7 çocuğum vardı; 5 kız, 2 oğlan. İkisini kaybettim, 5’i dünyada. Geri kalan evlatlarımın hepsi evlendi, hayatlarına devam etmeye çalışıyorlar. Ölenlerin 2’si kızım, 2’si torunum, 1’i de yeğenimdi. Allah herkese, benim gibi acı çeken ailelere sabır versin. Kolay bir şey değil. O geceden sonra değişen şey; hayatımıza yeni giren kocaman bir acı oldu. Olaydan sonra değişmeyen şey ise burada birlikte yaşadığım insanlara karşı olan bakış açım. Sadece evimi yavrularıma mezar eden, evlatlarımı tabuta dizen 4 kişiye karşı nefretim var. Onları ne görmek, ne de isimlerini duymak istiyorum. Diğer insanlara karşı ise hiçbir nefretim yok. Olaydan bu zamana kadar 20 sene oldu, hâlâ Solingen’de, bu ülkede yaşıyorum. Kimseden kötülük görmedim, her zaman hâlimi hatırımı soruyorlar.

Olaydan sonra Türkiye ve Almanya’dan destek gördünüz mü? En çok kimlerin desteğini yanınızda hissetiniz?

Olay olduğunda oturduğumuz ev bize aitti, dolayısıyla evimizin sigortası vardı. Başka bir eve çıkma konusunda ve geçici barınmamızı sağlamak adına her iki devletten de büyük destek gördük. Solingen Belediyesi şu an oturduğumuz evin yapımında, malzemelerin tedariki ve başka bir saldırıyı engellemek adına kontrol için bir görevli tayin etti. Yeni ev inşa edilene kadar da belediye tarafından 1 sene boyunca kalacağımız geçici bir konuta yerleştirildik. Bir oğlum 2 sene boyunca Aachen’da büyük bir hastanede tedavi gördü, yaraları ağır olduğu için. Diğer çocuklarım olay esnasında zehirlendiler, onların durumları küçük oğlumdan daha iyiydi, buraya yakın bir yerde 20 gün kadar hastanede kalıp tedavi oldular. Olayın olduğu gecenin hemen bir gün sonrasının sabahı, çocuklarımın bulunduğu hastaneye yakın bir yerde bir evi teslim ettiler bize, saat 12’ydi. Birkaç saat içinde de evi dayayıp döşediler. Yani biz geçici konuta yerleşirken de her türlü ihtiyacımız karşılandı. Solingen Belediyesi’nden büyük destekler gördük, bu olayı atlatabilmek adına olayın maddi yaralarının sarılması konusunda destek oldular. Ben bu iyilikleri inkar edemem. Türkiye de bugüne kadar desteğini hiç esirgemedi. Olayın hemen ardından destek vermeye başladılar, hâlâ da yıldönümlerinde bakanların ziyaretleri oluyor. En son geçen sene Metin Külünk ziyaretimize geldi, dönemin bakanları Mehmet Aydın, Hikmet Sami Türk ve ismini şimdi hatırlamadığım bir sürü bakan, konsoloslar, milletvekilleri evimize ziyarete geldi; bizi hiç yalnız bırakmadılar. Allah devletimizden razı olsun. Türkiye’ye davet ettiler, makamlarında ağırladılar. Köyüme gidip orayı görmem için özel araba tahsis ettiler. Çok sayıda insan destek verdi. Türkiye’den geçen sene bir özel üniversiteden 20 tane genç Almanya’ya gelmiş, bizi de duymuşlar ziyaretimize geldiler, sohbet ettik. 20 senedir her iki devlet de yanımızda. Biz çok şükür inançlı insanlarız, içimizde kötü niyet olmadığı için Allah’ın her yerde bizlere yardım ettiğini görebiliyoruz.

Türkiye’ye dönmeyi düşünmediniz mi? Böyle bir durumda çoğu insanın aklına ilk gelen bu olurdu herhalde?

Dönmeyi hiç düşünmedim. Çünkü benim tüm ailem, çocuklarım burada. Türkiye’de kimsem yok, annem babam vefat etti. Kardeşlerim köyümüzde değil. Her biri farklı yerlerde. Ben de yaşlandım zaten, bundan sonra Türkiye’ye gitsem yapayalnız kalırım. Evlatlarım neredeyse ben ordayım.

Alman vatandaşı da oldunuz. Bu konuda neler söylersiniz?

1995 yılında, olaylardan 2 sene sonra Alman vatandaşı oldum. “Vatandaş olmayacağım.” diye bir gücenme hissetmedim içimde, kanunen de o hakkı kazanmıştık zaten. Ben de haklarımdan fay- dalanarak Alman vatandaşı oldum.

Hâlâ Solingen’de yaşıyorsunuz. Bulunduğunuz şehri de değiştirmediniz..

Solingen’den başka bir yere taşınmayı hiç düşünmedim. 1973 yılından beri, 40 senedir Solingen’deyim. Burayı ikinci vatanım olarak görüyo- rum. Almanya’da başka bir şehre gitsem, orada da yabancılık çekeceğim. 28 yaşında buraya geldim, burayı sevdim. Şimdi 70 yaşındayım, bu şehirde kalmayı isterim. Ömrüm burada geçti, o yüzden burayı ikinci vatanım biliyorum.

Eski muhitinize gidiyor musunuz?

Olayların olduğu yer buraya bir kilometre uzaklıkta. Başka bir şehire giderken yolumuz düşüyor bazen, orayı ziyaret ediyoruz. Orada 13 sene kaldım. Komşularım çok iyi insanlardı. Sadece bir Türkiyeli komşum vardı, diğerleri Alman’dı. Olaylar olduğu esnada hepsi yardıma koştu. Kartonlara giyecek, zarflara harçlıklar koyup geçici olarak kaldığımız sığınma evine gelerek acımı paylaştılar; benimle gözyaşı döktüler. Olayların olduğu o gece ben çığlıklar atarken Alman komşum bana su içirdi; yalın ayak sokağa fırlamıştım, ayağıma terlik verdi, yardımcı olmaya çalıştı. Şimdi çoğu komşum taşınmış, pek tanıdığım kimse kalmamış. Orayı unutmam mümkün değil zaten.

Hâlâ bu tür ırkçı saldırılar devam ediyor, hem evlere hem de camilere yönelik olarak. Bu konuda düşünceleriniz nedir?

Başbakan yardımcımızın da dediği gibi bu elektrik kontağı hep Türklere mi isabet ediyor, bilmiyoruz. Bilmediğimiz bir konu hakkında konuşmak demek, karanlık yere taş atmak demek. Bilmediği bir şey hakkında konuşmak bir Müslüman’a yakışmaz. Devletimiz var, bunları çözmek onun işi. Bize düşen bu tür saldırıları önlemek için insanlara hatırlatmalarda bulunmak. İyiliği yaymak emek isteyen bir iş. Ben de senelerdir gençlere atacakları adımları dikkatli atmaları ve güzel arkadaşlıklar kurmaları konusunda tavsiyelerde bulunuyorum ki, bu tarz saldırılara meyleden insanların sayısı giderek azalsın. Bu mesajı yaymak için canla başla mücadele ediyorum.

20 yıl önceki bu olaydan sonra başka bir ırkçılık saldırısı ile karşılaştınız mı?

Hayır. Başka bu tarz olaylar yaşamadık, o geceki olay ilk ve son oldu bizim için.

Olayın etkisini aile olarak üzerinizden atabildiniz mi?

Atmak mümkün değil, hani eşikten beşiğe kadar derler ya. Ben de olayların olduğu günden öldüğüm güne kadar bu acıyı içimden atamam da, silemem de. Yaşananlar sürekli kafamda…

Barışcıl yaşama çağrılarınızdan dolayı liyakat nişanı verildi, yılın annesi seçildiniz. Bunun yanı sıra 18 Mart 2012’deki cumhubaşkanlığı seçiminde oy kullanmak üzere CDU tarafından delege olarak seçildiniz. Bu konularda neler söylersiniz?

Biz elhamdülillah Müslümanız. Bir avuç topraktan hasıl olduk, yine toprağa vasıl olacağız, doğduğumuz gibi bir gün öleceğimizin de farkındayız. Böyle geçici bir dünyada etrafımızı kötüleyerek, nefret besleyerek bir şey elde edemeyiz. Çocuklarımız bu ülkede büyüyor, yetişiyorlar; çocuklarımıza örnek olmamız, onlara iyiliği benimsemelerinde yardım etmemiz lazım. Çünkü iyilik iyi insan işidir. Nefretle bakmak hiçbir zaman insana iyilik getirmez. Nefreti kalbimizden silmemiz lazım. 20 sene önce yaşadığım acı, bana nefret dolu şeyler söyletmedi. Türkiye olsun, burası olsun hep 2 ülkenin de parçası olduğumuzu ifade ettim. Onlar da [Alman makamlar] davet ettiler; Cumhur- başkanı seçimleri için delege olarak oyumuzu kullandık. Bu anlamda Avrupa’da başörtüsüyle meclise giren nadir insanlardan biriyim. Bir Müslüman, kimseyi kötülemedim, herkesi dostluğa kardeşliğe çağırdım. Benim tek arzum; birlik beraberlik içinde geçinelim. Birbirimize ihtiyacımız var, çocuklarımız işyerlerinde, okullarda, her yerde beraberler. Birbirlerine yanaşsınlar, dertlerinden anlasınlar; birbirlerinin ihtiyaçlarına koşsunlar istiyorum. Kötü niyetli değilim, kötü niyet taşıyanlar için de Allah’tan akıl-fikir istiyorum. Benim dileğim bu. Bu ülkede yaşıyoruz, birimize bir iğne ucu dokunsa, acısı hepimizi tutuyor. Benim çektiğim acı da, hepimizin acısı. İnsan olup birbirimizin değerini bilmemiz lazım. Yetkililerimiz de sağolsunlar bizleri unutmuyorlar, yaptıklarımızı, mesajımızı takdir ettiklerini değişik ödüllerle gösteriyorlar.

Bu üzücü olayı tekrar tekarar hatırlatmasına rağmen, medyadan röportaj taleplerine olumlu cevap vermenizin sebebi nedir? Üstelik sadece medyaya değil, farklı kuruluşların da röportaj ve görüşme taleplerini reddetmiyorsunuz. Mesela son olarak Remscheid Abendschule’de bir konuşma yaptınız.

Biz, başımıza büyük bir felaket gelmesine rağmen olumlu konuştuğumuz için etkileniyorlar. İyilikle kötülük arasında fark var; insanlar kötülükten kendilerini çekmek istiyorlar, bunun için bir örnek arıyorlar belki de. Ben her zaman birbirimize saygı göstermek ve gençlere örnek olmak gerektiğini düşündüğüm için böyle programlara iştirak ediyorum. Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. Bu yüzden ben yandım, başkaları yanmasın diye insanlara bir şeyler anlatmak istiyorum. Örneğin yine geçenler- de lise öğrencilerine hitap etmem için davet ettiler, ben de iştirak ettim. Hatta Alman kız öğrenciler- den biri çok etkilenerek bana mektup göndermiş. Beni çok barışçıl ve dirayetli bularak örnek aldığını ifade etmiş, “Ben de artık Mevlüde Genç gibi güleryüzlü, umutlu olacağım. Herkese sabırla yak- laşacağım.” demiş. Bunlar benim açımdan güzel gelişmeler. Toplumda huzur için bir tek genci bile etkilesek o bize yeterli oluyor, sevindiriyor.

Olayı gerçekleştiren ırkçı saldırganlara karşı neler hissediyorsunuz?

Onlardan 4 kişiye nefretim var. Dediğim gibi isimlerini bile duymak istemiyorum. Onları Allah’a havale ediyorum. Onlar beni nasıl yaktılarsa….

Suçlulara 10-15 yıl ceza verildi. Bu Almanya için yüksek bir ceza, mahkemenin verdiği karar tatmin etti mi sizi?

Almanya’da Gençlik Yasası gereğince gençlere 10 seneden fazla ceza verilmiyor. 4 suçludan birinin yaşı yüksekti; mahkeme ona 15 yıl, öbürlerine 10’ar yıl ceza verdi. Suçlular hapisten çıkalı 10 sene oldu. Ciğer yakana bir şey olmuyor, herkes hayatına devam ediyor dışarıda, ancak ölenin anası ağlıyor.

Suçlularla yüz yüze geldiniz mi? Sizin acınızı gördüklerinde pişman olduklarını ya da üzüntü duyduklarını belirten ifadeler kullandılar mı?

Tabii, mahkemede karşı karşıya oturduk, hep sabırla baktım onlara. Allah’a sığındım. “Allah’ım sabır ver. Gurbetteyim, senden başka yapışacak bir dalım yok.” dedim. Allah da bana dağlar kadar sabır verdi. İnancın olduğu zaman, O’na sığındığın zaman Allah da sana o kadar güzel dayanma gücü veriyor ki… Onlar suçlu hissettiklerini, üzüldüklerini belirten bir ifade kullanmadılar bana karşı. Öyle bir nefrete bulanmışlar ki, beyinleri dönmüş artık. Pişmanlık duyacak hâle gelseler, zaten böyle bir şey yapmazlardı.

Suçluların ailesi ile hiç görüştünüz mü? Ailelerden bir özür/pişmanlık ifadesi geldi mi?

Yok hayır! Ailelerinden de bir şey duymadım. Bir tanesinin annesi mahkeme görüldüğü sıralarda bizle konuşmak istemiş, özür dileyeyim diye haber göndermiş. Ben de istemiyorum dedim. Herkes olduğu yerde kalsın. Görüşmek istemedim.

Olaydan iki yıl sonra Alman çocuklarla Karadeniz gezisi yaptınız. Bu gezinin amacı neydi?

Solingen Belediyesi ile Türkiye’nin ortak teklifi olarak, çocuklar birbirlerini ve birbirlerinin kültür- lerini daha iyi tanısınlar diye karşılıklı iki ülkeden talebeleri misafir etme fikri doğdu. Türkiye’den gelen öğrenciler Almanya’dan giden öğrencilerin evlerinde, Almanya’dan gidenler de Türkiye’den gelen öğrencilerin evinde kaldılar, hepsi toplanıp bize de geldiler, bizim evde de ağırladık onları. Almanya’dan 27 talebe Amasya’ya geldi. Kim olursa olsun, çocuk her yerde çocuktur. Onlar da oraya gidip yabancılık çekmesinler diye onlara eşlik ettim. Biz nasıl ki buraya gelince garip kaldık, onlar da Türkiye’ye gelince garip kalmasınlar diye onları bağrımıza bastık. Kaldıkları ailelerle birlikte köyde yemek yaptık, ekmek pişirdik, gezdirdik; 10 gün boyunca misafirimiz oldular. Hepsi bize “Mama” (Anne) diye sesleniyorlardı. Ramazan vaktiydi, bizimle birlikte oruç tutmak istediler, birlikte sahura kalktık. O gün oruç tuttular. Demem o ki, ben evlatlarımı kaybederek acı çektim, ama bu, o çocukları orda misafir etmeme engel olmadı. İnsanlık budur.

Uyum ve anlayış alanlarında verilen Genç Ödülleri’ nden de bahseder misiniz?

Bu ödül töreni 8 senedir, Dr. Yaşar Bilgin tarafından 2 senede bir düzenleniyor. Bir kere Solingen’de, bir kere Frankfurt’ta, bu sene de Haziran ayında Berlin’de verilecek. Ödülün ismi Genç Ödülleri, toplumda uyum ve anlayış konusunda öne çıkan insanlara veriliyor. Geçen sene bir İranlıya verildi. Biz de bizim adımızı taşıyan bir ödül olduğu için tertip edilen programlara katılmaya gayret ediyoruz.

Hiç bıkmadan, yılmadan, yorulmadan barış mesajları veriyorsunuz. Bu anlamda her davete icabet ediyorsunuz. Bu bir güç gerektirir, bu şekilde, dimdik ayakta kalmayı nasıl başardınız?

Biz Elhamdülillah inançlı insanlarız, Allah alnımıza yazıyor. Allah can verdi, o aldı. Kaderimizmiş bu dedik, hep bizlere sabır ver, dayanma gücü ver Allah’ım diye dua ettik. Zaten o sabır verilmese dayanmak mümkün değil. İnancın olduktan sonra Allah öyle bir sabır veriyor ki, yoku var ediyor, varı yok ediyor…

 

 

 

 

 

 

Yorum yazın

İsim

E-Posta (E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır)

Bu yazıya dair yorumunuz...

Diğer Gündem / Söyleşi Yazıları
söyleşi

“Almanya’da Türkçe’nin İhmali Sorun Doğurur.”

Almanya’da “Türkçe Konsolosluk Dersleri” olarak bilinen dersler üzerine Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mustafa Çakır ile...
29.11.2017

İtalya’da 1.5 Milyon Müslümana 8 Cami

İtalya, uzun senelerdir cami karşıtı gösterilere sahne oluyor. Nicolo Degiorgis, protestolar gölgesinde izbe mekânlarda ibadet eden Müslümanl...
01.09.2015

Suriyeli Mülteciler: “Keşke Herkes Onları Benim Gibi Görebilse…”

Avustralya asıllı sağlık gönüllüsü Profesör Annie Sparrow uzun yıllar Avustralya ve Londra’da çocuk sağlığı alanında çalıştıktan...
01.09.2015

“Müslüman Gençler Toplumsal Tartışmaya Katılmalı.”

Dr. Hussein Hamdan, Rottenburg-Stuttgart Psikopos Akademisinde çalışan bir İslam uzmanı. Hamdan’la Müslüman gençlerin çalışmalarını kon...
01.09.2015

“Müslüman Gençlerin Olumlu Katkıları Göz Ardı Ediliyor.”

Prof. Dr. Hannes Schammann, Hildesheim Üniversitesinde Müslüman gençleri ve bu gençler tarafından tesis edilen kurumları araştırıyor. Schamm...
01.09.2015

“Alman Devleti Bana Büyük Haksızlık Yaptı.”

Ahmed Mansour, Arap dünyasının en tanınmış gazetecilerinden birisi. Darbeci Mısır rejimine muhalefeti sebebiyle dikkat çeken Mansour, Haziran...
01.09.2015

İmha Edilen Dosyalar ve İstihbaratın Rolü: NSU’da Neler Oluyor?

Almanya’da 8’i Türk 10 kişiyi öldüren Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) isimli Neonazi terör örgütü ile ilgili yargı süreci Münih’te d...
01.09.2015

“İslam Kültüründen Kopuk Okumalar Şiddet Doğurmaya Müsait”

“İslami fundamentalizm” tartışmalarını, İslam tarihinin ilk dönem siyasi tarihi konusunda uzman olan Prof. Dr. Adnan Demircan ile konuştuk...
01.06.2015