Dosya

İslamofobinin Kolay Hedefleri

01.05.2017

Müslüman kadınlara yönelik saldırılar İslam düşmanlığının bir uzantısı. Müslüman kadınlara ne kadar “sorun” olarak yaklaşılırsa, bu kesimin İslamofobi için hedef olma ihtimali de o kadar artıyor.

2017’nin mart ayında Avrupa Adalet Divanı, başörtüsü taktıkları için işten çıkartılan, biri Belçika’da, diğeri Fransa’da olmak üzere iki Müslüman kadının doğrudan ayrımcılığa uğramadığı yönünde karar verdi. Karar tüm personele yönelik “nötr kıyafet zorunluluğu” kuralının geçerli olduğu işyerlerinde, işverenlerin gözle görülür politik veya dinî kıyafet ve sembolleri çalışma alanında yasaklama hakları olduğu gerekçesiyle alınmıştı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin daha önceden almış olduğu, çalışanların işyerinde dinî sembolleri taşıma haklarını savunan kararın aksine, Avrupa Adalet Divanı kararı, İslami kıyafetler nedeniyle en fazla Müslüman kadın çalışanlar etkileneceği için İslamofobik bir karar olarak yorumlanıyor. İslami kıyafet kodunun özellikle diğer dinî geleneklerden daha sakıncalı algılanması nedeniyle tarafsız olmadığı düşünüldüğünden, bu karar pek de şaşırtıcı değil.

Uzun yıllardan beri Avrupa’daki Müslüman kadınlar sadece görünürlükleriyle Batı toplumların “normalliğini” alt üst ediyor. Bunun en açık kanıtı, Belçika, Bulgaristan, Fransa, İtalya ve İsviçre gibi ülkelerde Müslüman kadınların görünüşlerine getirilen yasaklardır. Hiç şüphesiz, Müslüman kadınlar sorunlu olarak görülmektedir. Yürüttüğüm araştırmalarda da sıkça ortaya çıktığı gibi, bunun nedeni şudur: Müslüman kadınların dışa dönük ve gözle görülür kıyafet kodu sadece kimliklerini sembolize etmekle kalmamakta, aynı zamanda İslam ve Batı’daki Müslümanlar hakkında yanlış, sorunlu ve tehdit olarak algılanan şeylerin çoğunu da simgelemektedir.

Taşımakta oldukları İslami kıyafet kodunun görünürlüğü göz önüne alındığında, Müslüman kadınların reddedilmeleri ya da kendilerini gizlemeleri zordur. Araştırmalarımın ortaya koyduğu en kaygı verici bulgu ise, bu kişilerin kamusal alanda git gide silikleşmesi ve bu nedenle nefret suçu işleyen bağnazlar için kolay hedefler hâline gelmeleridir. Esas itibarıyla bu kadınlar İslamofobinin kolay hedefi oluyorlar ve bu yeni bir şey değil. 11 Eylül sonrasında Avrupa’daki İslamofobi araştırmalarımın gösterdiği gibi, görünür Müslüman kadınlar (İslami kıyafet kodunu taşıyan kadınlar) en çok sözlü ve fiziksel istismarın yanı sıra şiddete maruz kalanlar. O zamandan bu yana, 2005 yılında Açık Toplum Enstitüsü raporu, 2006 yılında Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığı Avrupa İzleme Merkezi ve Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA) gibi kurumlar tarafından benzer raporlar ve araştırmalar da yayımlandı. Bu raporların ortaya koyduğuna göre tehdit, korkutma ve şiddet içeren tüm İslamofobik olayların yaklaşık yüzde 70’inin Müslüman kadınlara yönelik olduğu görülüyor. FRA’ya göre kadınlar yalnızca İslamofobinin kurbanı olmakla kalmıyor, aynı zamanda ayrımcılığa da sekiz kat daha fazla maruz kalma tehlikesi taşıyorlar.

Bununla birlikte, daha kaygı verici olan İslamofobinin günlük hayattaki kurbanları üzerindeki yıkıcı etkisi. İngiltere’deki son beş yılda İslamofobi araştırmalarına katılan Müslüman kadınlar, diğer nefret kurbanlarının hissettiği öfke, rahatsızlık, şok, korku, savunmasızlık ve endişe hislerini dile getiriyorlar. Bunun yanı sıra aralarında aşağılama, dışlama, utanç, tiksinti ve üzüntü duygularından bahsedenler de var. Tüm bunlar bir araya geldiğinde, İslamofobinin sözü edilen nefret kurbanlarının üzerinde çok ciddi yıkıcı etkileri olduğu görülüyor. Fakat mağdurlar için en fazla yıkıcı etkiye neden olan, her şeyden önce korku hissi. Öyle ki alışveriş yapmaya, evden dışarı çıkmaya ve hatta yalnız kalmaya korkan pek çoğu, hayatlarını değiştirmek zorunda kalmış. Bazıları için bu korku ve endişe öyle bir noktaya ulaşmış ki, aileleri çocuklarını okula göndermek ya da bahçede oynamalarına izin vermekten endişe duyar hâle gelmişler. Kurban kadınlardan biri şöyle diyor örneğin: “Öyle korkuyordum ki… Sokağa ya da kendi bahçemize yalnız çıkamıyordum. Hem kendimi hem de çocuklarımı koruyabilmek için dövüş dersi almam gerektiğini düşünüyordum. Bir süre sonra, bir şeyler olacağını düşünüyorsunuz. Bir şekilde, sokakta birileri size saldırmaya hazırmış gibi hissetmeye başlıyorsunuz. Kıyafetinizden dolayı insanların sizden nefret ettiğini düşünüyorsunuz. Sonrasında ise etrafınızdaki her şeyi, herkesi Müslüman karşıtı olarak görüyorsunuz; işin aslı öyle olmasa da. Örneğin bazı insanlar size ‘öylesine’ bakabilirler. Belki de herhangi bir kötü niyetleri yoktur, ama…”

Bana göre buradaki “ama”nın çok büyük bir anlamı var. Zira saldırıya uğrayan bu kadın çoğunluk toplumunun tamamının İslamofobik olmadığını biliyor, herkesin kendisine karşı düşmanca yaklaşmayacağını da biliyor. Ancak yaşamak zorunda kaldığı tecrübe bir kez şüphe tohumunu ektiği için bu ihtimaller aklının hep bir köşesinde. Bu da sosyal ve gündelik hayatında etrafındaki insanlarla olan etkileşimini etkiliyor.

İslamofobinin kurbanı olmak bazı kadınların kendilerinin gerçekte kim olduklarını, yaşadıkları topluma gerçekte ait olup olmadıklarını sorgulamalarına neden olmuş. Görüştüğüm kişilerin yaklaşık yarısı, yaşam deneyimlerini de göz önünde bulundurarak, uzun vadede bu tarz endişelere sahip olduklarını ifade ediyorlar. Kadınlardan biri, “Entegrasyon meselesini bir daha düşünüyorsunuz. Sınırlarınızı daha keskin hâle getiriyorsunuz.” demişti örneğin. Bir diğerinin verdiği cevap, İslamofobinin neden olduğu zararlı etkinin derinliğini gözler önüne seriyordu: “Bangladeş kökenliyim, ama orada nasıl yaşayacağımı bilmiyorum. Bangladeş’e ait olduğumu düşünmüyorum. Başınıza bir şeyler geldiğinde, kimlik krizi de peşi sıra gelir ve hiçbir yere ait olmadığınızı hissedersiniz. Kimliğinizi sorgulamaya başlarsınız: Ben İngiliz Müslüman mıyım yoksa Bangladeşli Müslüman mıyım?”

İslamofobiye maruz kalmak bu kadının kimliğini temelinden sarsmış ve şu soruyu ortaya çıkarmış: “Hem Müslüman hem de gerçek bir İngiliz (Avrupalı) olunabilir mi?” Müslüman kadınların ulusal/yerel yönetimler ve politikacılar tarafından hedef alınarak düşmanlaştırıldığı güncel ortamda, İslamofobinin yıkıcı etkisinin çok ama çok daha fazla olacağını varsayabiliriz.

Müslüman kadınlara yönelik işlenen İslamofobik saldırıların sayısı son bir buçuk yılda artmış olmasına rağmen, bu konu Avrupalı devletlerin müşterek ya da ulusal nitelikte pek ele almadıkları bir konu. Yerel meclis kararıyla Fransa’nın birçok sahilinde haşema yasağının uygulanmasıyla, Müslüman kadınların haşemalarını çıkarmaya zorlandığı geçtiğimiz yıl bize başka bir şey daha  gösteriyor: Müslüman kadınlar söz konusu olunca herhangi bir şekilde şiddetli tepki gösterileri ya da öfkeli protestolar düzenlenmiyor. Bunun yerine Müslüman kadınların insan hakları kamusal alanda alenen ihlal edildiğinde, hak ihlallerine tepki göstermek şöyle dursun, hâlihazırda tartışılan tek şey şu oluyor: Kumsalda yeterince soyunmamak “bize” ve “bizim kim olduğumuza” yönelik nasıl bir tehdit arz eder? Diğer bir deyişle Müslüman kadınların oluşturduğu “sorun” söz konusu oluyor. Avrupa Adalet Divanı’nın son kararına karşı sosyo-politik tepki olarak herhangi bir sızlanma dahi olmadığını düşünürsek aynı şey bu karar için de geçerli.

Son on beş yılda gördüğümüz gibi, kaygılandırıcı olan, Müslüman kadınlara ne kadar “sorun” olarak yaklaşılırsa, bu kesimin İslamofobi için hedef olma ihtimallerinin o kadar arttığıdır. Bunun günlük yaşantılarında yarattığı yıkıcı etkiler göz önüne alındığında, netice daha fazla izolasyon, daha az entegrasyon ve daha az bağlılık ve uyum olacaktır. Müslüman kadınlar giderek daha az dikkat çekmeye başlarken, bağnazlık ve nefretin kurbanları olarak uğratıldıkları yıkım ve zarar da göze çarpmaz hâle gelecektir.

Yorum yazın

İsim

E-Posta (E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır)

Bu yazıya dair yorumunuz...

Diğer Dosya Yazıları

“Devletin İşi, Kendine Uygun Dinler Oluşturmak Değildir”

Münster Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanı Prof. Janbernd Oebbecke, Almanya’da İslam’ın hukuki pozisyonuyla ilgili en yetkin isimlerden bir...
01.06.2017

“Devlet Dernekleri Entegrasyona Zorlayamaz.”

Din antropolojisi, İslam ve ulus devlet oluşumu alanlarında çalışmalar yapan Hollandalı Prof. Thijl Sunier ile Hollanda’da Müslüman kurumla...
01.06.2017

Belçika: “Tarafsızlık Bahanesiyle Müslümanlar Dışlanıyor”

Batı Avrupa’da azınlık olarak yaşayan ülkelerdeki Müslümanlardan devletin beklentileri büyük. Peki ya Avrupalı bir Müslüman; siyasilerde...
01.06.2017

Fransa: “Cami Projelerine Ufak Bahanelerle Karşı Çıkılıyor.”

Batı Avrupa’da azınlık olarak yaşayan ülkelerdeki Müslümanlardan devletin beklentileri büyük. Peki ya Avrupalı bir Müslüman; siyasilerde...
01.06.2017

İsviçre: “Devletin Bize Sadece Biraz Güvenmesini İstiyorum”

Batı Avrupa’da azınlık olarak yaşayan ülkelerdeki Müslümanlardan devletin beklentileri büyük. Peki ya Avrupalı bir Müslüman; siyasilerde...
01.06.2017

Hollanda: “Türkiye Kökenli Kuruluşlardan Hâlâ Entegre Olmaları Bekleniyor”

Batı Avrupa’da azınlık olarak yaşayan ülkelerdeki Müslümanlardan devletin beklentileri büyük. Peki ya Avrupalı bir Müslüman; siyasilerde...
01.06.2017

Avusturya: “Neyin İslami Olduğu Siyasetin Değil, Müslüman Cemaatin Konusu”

Batı Avrupa’da azınlık olarak yaşayan ülkelerdeki Müslümanlardan devletin beklentileri büyük. Peki ya Avrupalı bir Müslüman; siyasilerde...
01.06.2017

Almanya: “Eşit Muhatap Olarak Kabul Edilme Beklentisi”

Batı Avrupa’da azınlık olarak yaşayan ülkelerdeki Müslümanlardan devletin beklentileri büyük. Peki ya Avrupalı bir Müslüman; siyasilerde...
01.06.2017