Ümmet Mozaiği

Yaralarını Sarmaya Çalışan Bir Ülke: Mısır

01.06.2015

Mısır, Mübarek’in devrildiği dönemdeki protestolarda baba ile oğlun karşı karşıya geldiği, yolsuzluk ve rüşvetlerden bıkmış halka sahip bir ülke. Köklü tarihî ve gelenekleri ile yeni bir dönemeci daha ardında bırakacak olan Mısır halkı, yaralarını sarmaya çalışıyor. Ülkenin genç ve bilinçli Müslüman nüfusundaki artış, bu süreci daha da hızlandıracak gibi görünüyor.

 

Mahmoud Muhammed Mahmoud Salem Almarsafawy, Mısır’ın İskenderiye kentinde yaşayan 28 yaşında genç bir Müslüman. 2009 yılında Eczacılık Fakültesinden mezun olduktan sonra şu anda işletme alanında çalışıyor. Almarsafawy ailesi, Mahmoud dâhil altı fertten oluşuyor: Baba Muhammed, Edebiyat Fakültesi mezunu. Yedi yıl önce emekli olmadan önce hükûmetin seçkin bir petrol şirketinde çalışmış uzun yıllar boyunca. Anne Afaf, evlenmeden önce hemşire olarak çalışan, evliliğinden sonra tipik bir Mısırlı ev hanımı olmak için işini bırakan bir anne. En büyük abla Eman, İngilizce öğretmeni ve İskenderiye’de ünlü bir kız okulunda çalışıyor. Ailenin ikinci oğlu Ahmed, göz doktoru ve birçok hastane ve özel tıbbi merkezlerde çalışıyor. Mahmoud’un diğer büyük ablası ve aynı zamanda ailenin üçüncü evladı olan Amira, babasının çalıştığı şirkette mühendis olarak çalışıyor. Mahmod’un iki kız kardeşi ve erkek kardeşi evliler. Şu anda evde anne ve babasıyla yaşayan bir tek Mahmoud var. Eman’ın Zeyad ve Abdelrahman adında iki erkek çocuğu var; Amira’nın da aynı şekilde Hamza ve Fatima adlı iki çocuğu var. Ahmed yeni evlendiği için henüz çocuğu yok.

Ailenin sıradan bir günü sabah saat 9’daki kahvaltı ile başlıyor. Mahmoud evde üç kişi kalan ailenin bütün fertlerinin sabah namazının ve güneşin doğuşunun ardından biraz daha uyuduğunu, annenin ise çamaşır, bulaşık, temizlik gibi günlük ev işlerine başladığını söylüyor. Anne öğle yemeği için gerekli malzemeyi tedarik için dışarı çıktığı sıralarda baba kahvaltı ile öğle namazı arasındaki vakti evde geçiriyor. Baba Muhammed, genel sekreterlik görevini yürüttüğü derneğe uğramadığı zamanlarda evde Kur’ân-ı Kerîm okuyor. Mahmoud, “Biz evlatlar, iş için sabahın erken saatlerinde çıkıp öğleden sonra yemek ya da kitap okumak gibi aktiviteler için eve geliyoruz.” diyor.

Almarsafawy ailesinin fertleri arasındaki ilişkiler oldukça güçlü ve aile ziyaretleri oldukça sık: “Babam seyahat etmeyi çok seviyor. O kardeşleriyle akrabalarını görmek için şehir dışına çıktığında biz de İskenderiye’deki halamızı ve çocuklarını ziyaret ediyoruz.”

Ailenin komşuları ile ilişkileri de oldukça iyi. Mahmoud, insanların dinî inançlarından ziyade, “Mısırlı” olmanın birleştirici bir unsur olduğundan bahsediyor: “Burada, insanların inançlarına göre sınıflandırılmamasına inanıyoruz. Vatanseverler olarak bizim için yalnızca Mısırlı-Mısırlı olmayan ayrımı var. Gayrimüslim Mısırlılarla ilişkilerimiz iyi. Her birimizin iş yerinde Hristiyan meslektaşlarımız da var; onlarla da aramız iyi. Muhitimizde dükkânları olan Hristiyan satıcılarla aramız da çok iyi.”

Ailenin babası Muhammed emekli olduğu için emeklilik maaşı, normal maaşından çok daha düşük ama yine de ev ihtiyaçlarını karşılamaya yetiyor. Amira, Ahmed ve Eman eşleriyle birlikte profesyonel şirketlerde çalışıyor ve kazançları oldukça iyi; ailelerinin aylık ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılıyor ve hatta gelecek planları için kenara bir miktar para koymalarına da olanak sağlıyor. Mahmoud ise alanında henüz çok tecrübeli olmadığı için ve ülkedeki kötü ekonomik şartlar nedeniyle işletme alanındaki işinin fazla güvencesi olmadığını, bu nedenle de kazancının miktarının değiştiğini söylüyor. “Bazı zamanlarda annem, babam ve kardeşlerimden para almam bile gerekebiliyor.”

Mahmoud’a göre o ve ailesinin yaşadığı İskenderiye, dünyadaki en güzel kıyı şehri. Ailenin ikamet ettiği muhit, genellikle orta sınıfın ikamet ettiği Sidi Beşr bölgesi. Üç oda ve bir salondan oluşan nispeten küçük evleri 1970’lerde inşa edilmiş yedi katlı binada yer alıyor.

Her ebeveyn gibi Mahmoud’un anne babası da çocuklarının iyi bir eğitim görmesi; evlenmeleri ve aileleriyle kendi evlerinde özgürce yaşamaları gibi arzulara sahipler. Mahmoud, “Elhamdülillah, her iki kız kardeşim ve erkek kardeşim bunu gerçekleştirdi; şimdi de benim evlenmemi dört gözle bekliyorlar.” diyor. Mısırlı aileler genç nesillerden genelde kendi ebeveynlerinin hayat standartlarının üstünde bir hayat standardına sahip olmalarını ve yükseköğrenim hayatına devam etmelerini bekliyor. Zengin olmak, araba ve evlere sahip olma idealleri orta sınıf ailelerde pek görülmese de, Mahmoud’un babası Lada marka arabasını satıp Toyota marka bir araba satın almak istiyor örneğin. “Bu durumda ben ve erkek kardeşim babama para konusunda yardım etmeliyiz.” diyor Mahmoud.

Bu standart aile yaşamlarının dışında Mısır elbette siyasi çalkantılarıyla da hem İslam âleminin hem de bütün dünyanın dikkatini çeken bir ülke. Mahmoud, Müslüman ülkelerin diğer ülkelerin ekonomik hâkimiyetine karşı birlik olmaları gibi bir isteği dile getiriyor ve Mısır’ın bu anlamda özel bir yere sahip olduğuna dikkat çekiyor: “Biz Mısırlılar olarak diğer Müslüman devletlere ve ümmete karşı daha fazla sorumluluk hissediyoruz. İnsanları Ezher Üniversitesinde din konularda eğitmek ve Arapça dilini öğretme konusunda, Somali, Filistin, Bosna ve diğer fakir Müslüman devletlere yardım etme konusunda kendimizi sorumlu hissediyoruz.” Mahmoud bu sorumluluğun bir göstergesi olarak birçok sosyal sorumluluk projesine katılmış. Bir keresinde derme çatma barakalarda ders görmeye çalışan Hristiyan öğrencilere eğitim vermek için Kenya’ya gitmiş. Birkaç kez de fakir Müslüman toplulukları ziyaret ederek, Arap ülkelerinden gönderilen bağışlarla Müslüman cemaatlerin ve köylerin gelişmesini sağlayacak projelere katılmış: “Uganda’da kalkındırma ve geliştirme alanlarında faaliyet gösteren birçok arkadaşım var. Mısırlılar, Müslüman ülkelerdeki gelişmeler konusunda oldukça heyecanlılar. Çünkü tarihimiz ve İslam âlemindeki lider rolümüz nedeniyle, ümmete karşı sorumluluk hissi taşıyorlar. Mısırlılar diğer Müslüman devletlere yardım eli uzatacak proje ya da organizasyonları destekliyor, Mısırlı gençler ise Müslümanların gelişimine katkıda bulunabilmek için gönüllü faaliyetlere katılıyorlar.”

Mısır halkı şiddet, ayaklanma, rüşvet ve fakirlik gibi toplumsal sorunlardan çok çekmiş. Fakir ile zengin arasındaki farkın açılması, yolsuzlukların artması gibi gelişmeler 2010 yılında Arap Baharı olarak adlandırılan süreç içerisinde Mısır’da da büyük bir toplumsal tepkinin doğmasına neden olmuş. Mahmoud, 2010 yılı sonunda Hüsnü Mübarek’in devrilmesiyle sonuçlanan protesto gösterilerini şöyle anlatıyor: “Toplumda Mübarek döneminin artık bitmesi yönünde ortak bir görüş mevcuttu, zira Mübarek ölçüyü kaçırmıştı; yolsuzluklar inanılmayacak seviyeye yükselmişti. Ancak kararlaştırılamayan şey, Mübarek döneminin nasıl bitirileceğiydi. Devrimle mi bitirilecekti yoksa bir sonraki seçimlere kadar bekleyip onu tekrar seçmemek miydi olması gereken?

Mısır gençliği ilk tercihten yanaydı; zira eyleme hemen geçmeyip beklemeleri, Mübarek’in kontrolü ele tekrar geçirmek için acil çözümler bulacağı anlamına geliyordu. 30 yıldır yeterince sabretmiş olduklarını da fark ettiler ve Mübarek’in bunu beklemediğinden avantajın kendilerinden yana olduğunu da biliyorlardı. Mısırlı yaşlılar ise ikinci tercihten yanaydılar, seçimlere kadar beklemeyi uygun görüyorlardı. Nitekim ileri yaşından dolayı Mübarek’e karşı anlayış besliyor ve böyle bir adamdan hâlâ iyi şeyler bekliyorlardı. Elbette bir yandan da devrimin neden olacağı istikrarsızlık ve güvensizlik ortamından ve olası bir devrimin işlerini ve gelirlerini olumsuz etkilemesinden de korkuyorlardı. Mısırlı gençlerin şimdiye dek aldığı en iyi karar, daha fazla beklememek ya da yaşlı Mısırlılar’ın desteğine ihtiyaç duymadan onlarsız devrime gitmek oldu. Çok ağır duygusal saldırılara da maruz kaldılar. Düşünün bir kere: Mübarek karşıtı gösterilere gidiyorsunuz ve bakıyorsunuz ki size saldıranlar arasında anne ve babanız da var!”

Mübarek’in devrilmesinin ardından Mursi’ye yönelik askerî darbe ve Sisi’nin iktidara gelişi hakkında ise yorum yapmamayı tercih eden Mahmoud, “terör” ve “güvenlik” konularının Mısır’da da Müslümanları etkilediğini belirtiyor. Mahmoud’a göre “Müslüman terörü” şeklindeki uluslararası algı Mısır’da İslami yaşam biçimini korumakta ısrar eden çoğu Müslüman aileyi kötü etkiliyor. “Müslüman aileler terörist gruplara karşı mücadeleyi her ne kadar savunsalar da zaman zaman terörizm şüphesiyle karşılaşmaktan kurtulamıyorlar.” Tam d bu nedenle hükûmet ile dinî gruplar arasındaki ilişkiler çok da iyi değil, zira hükûmet birçok grubu “terörist” olarak tanıyor.

Ülkedeki Müslüman fırkalar içerisinde çoğunluk Sünnilerde. Resmen tanınmış ilahiyat eğitimini dünyanın en eski Müslüman eğitim kurumlarından olan Ezher Üniversitesi sağlıyor. Bunun yanında ülkede Şafiler ve Sufi Müslüman grupları da yaygın. Müslüman cemaatler daha çok Ezher, Selefi, Sufi ve bireysel grup çatıları altında toplanmış durumda. Bütün gruplar ise Vakıflar Bakanlığı çatısı altında bulunuyor. Bu bakanlık vakıfların ve diğer dinî cemaatlerin sorunlarıyla ilgileniyor. Müslüman Mısırlılar, eski Mısır tarihinden kalma önemli günleri de kutluyorlar.

Mahmoud Ramazan Bayramı’nda “Kaahk” denilen, Kurban Bayramı’nda ise “Fatta” adı verilen yemeğin pişirildiğini söylüyor. Birçok Müslüman ülkesinde olduğu gibi aşure de Müslümanların yemek gelenekleri arasında yer alıyor. Ülkede Kurban Bayramlarındzenginler fakirlere yardım etse de, sokakta yaşayan insanların buzdolapları olmadığından verilen etler saklanamadığı için fakirlerin bu etleri kabul etmediği zamanlar oluyor. Fakat genel itibariyle Mısırlılar, ülke genelinde yaygın olan bahçelerde yetişen ürünleri komşularıyla paylaşıyorlar.

Ülkede bulunan binlerce cami Kahire’yi “minare şehri” olarak tanımlamaya yetmiş. Mahmoud, Mısırlıların cami yapmayı çok sevdiklerini, nerede bir cami inşa planı olsa oraya para yağdırdıklarını söylüyor. Çok ufak alanlarda bile birçok mescit var. Mahmoud’a göre cami ve mescit sayısındaki çokluk “cami cemaati” bilincinin oluşması önünde bir engel oluştursa da cuma namazlarında camiler tıka basa doluyor.

Mahmoud ülke genelinde Müslüman organizasyonlar arasındaki diyaloğun oldukça verimli ve saygın olduğunu söylüyor. Bazı teşkilatlar belirli bir sinema filmi ya da programın Müslümanları rencide edici olduğunu ya da Müslüman değerlere zararlı olduğunu bildirip yayının durdurulmasını istediklerinde, hükûmet bu eleştirileri dikkate alıyor. Bunun yanında Mahmoud, dinî cemaatler arasında en sık tartışılan konuların İslam ve özgürlük, çarşaf ve cihat gibi konular olduğunu söylüyor. Mahmoud’a göre çoğunluğu Müslüman bir ülkede yaşayan Mısırlılar, İslami sembol ve söylemlere karşı anlayışlı ve duygusallar. “Yine de İslam’ın günlük pratikleri giderek Kur’an ve sünnet modelinden uzaklaşarak daha liberal hâle geliyor.” diyor Mahmoud: “Müslümanlığın icrası davranış açısından ve kurumsal bir vasıftan uzaklaşıp daha manevi bir kimliğe bürünüyor. ‘Klasik’ Müslüman görüntüsünü ya da davranışlarını sergileyen Müslümanlara bazen ayrımcılık mekanizmaları bile devreye girebiliyor. Bu ‘klasik Müslüman’ görüntüsü, örneğin kadınların nikap denilen peçeleri takmaları ya da erkeklerin uzun etekli kıyafetler giymeleri, basında yansıtılan Müslüman terörist stereotiplerine benzediğinden bu sıkıntı yaşanıyor. Bunların haricinde ise, bu kıyafetlerin İslami bir tarz olduğunu bilenler bu klasik İslam görüntüsünü gayet normal karşılıyor.”

Ülkede Ezher Vakfı ve Vakıflar Bakanlığı’nda temsil edilen resmî Müslüman teşkilatları siyasette aktif olarak yer alıyor, bunun yanı sıra birçok bağımsız Müslüman aday konseylere ya da parlamentoya girebiliyor. Mahmoud toplumsal düzeyde İslami topluluklar ya da grupların birbirlerine karşı daha kapalı olduğunu; şimdilerde Mısır’da mevcut olan liberal toplum kadar açık olmadıklarını belirtiyor. “Kültürel düzeyde bakılırsa şayet İslami gruplar zamanlarının çoğunu kültürel bilgi edinmek yerine dinî eğitimle geçirdiklerinden entelektüel bir niteliğe de sahip değiller.”

Mahmoud son dönemlerde Mısır’da yaşanan üzücü gelişmelere girmeden, sıradan yaşamlarını devam ettirdiklerini anlatıyor. “Boş zamanlarımızda ailece İskenderiye’de ünlü bir sosyal klüp olan Smouha Kulübü’ne gidiyoruz. Küçük çocuklar bahçe ve parklarda oynarken biz de kendi aramızda sohbet ediyoruz, gelecek planlarımızı anlatıyoruz. Annemle babam torunlarıyla vakit geçirme zamanı bulup onlarla oynuyorlar. Kimi zaman erkekler Şampiyonlar Ligi ya da Mısır Millî Takımı maçlarını izlemek için bir araya geliyor.” Mısırlılar, siyasi çatışmal arın ve ayaklanmaların beraberinde getirdiği yaraları sarmaya çalışıyor. Bilinçli Müslüman gençleriyle bu yaraların iyileşmesi, beklendiğinden daha hızlı olacak gibi görünüyor.

Yorum yazın

İsim

E-Posta (E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır)

Bu yazıya dair yorumunuz...

Diğer Ümmet Mozaiği Yazıları

Afrika’nın En Zengin ve En Fakiri: Gine

Batı Afrika’nın en zengin ülkesi olma potansiyeline sahip olmasına rağmen halkı en fakir halk olan Gine etnik çatışmalar ve Ebola ile tanın...
27.01.2016

Cebeli Tarık’ın İncisi: Fas

“Afrika’ya açılan kapı” olarak bilinen Fas, coğrafi konumundan ötürü tarih boyunca Araplar, Yahudiler, Kartacalılar, Romalılar ve Moorl...
28.12.2015

Sancılı Bir Coğrafya: Filistin

Filistin, insanları dünyanın dört bir yanına dağılmış, kan ve gözyaşının bitmezmiş gibi algılandığı topraklar. Dünya gündemine sık...
01.11.2015

Kuzeyin Müslümanları: Norveç

Kuzeyde halkının yüzde 2’si Müslüman olan Norveç’te yaşam Müslümanlar açısından diğer Avrupa ülkelerinden daha farklı. Yüksek bir h...
01.09.2015

Halk İnisiyatiflerine Karşı Ayakta Durabilmek: İsviçre

İsviçre Müslümanlarla ilişkisi bağlamında 2009 yılındaki minare yasağı ve burka yasakları ile ismini oldukça olumsuz bir şekilde duyurmu...
01.07.2015

Kanla Sulanan Bir Ülke: Irak

Son yıllarda Irak’ı iki kelimeyle anlatmak gerekirse herhâlde en uygun kelime “mezhepler çatışması” olacaktır. Sünni-Şii çatışması, m...
01.05.2015

Sayısı Az, Etkisi Büyük Müslümanların Ülkesi Japonya

100.000 Müslümanın bulunduğu Japonya’da Fatimah Hanako Lijiima ve Haroon Qureshi çiftinin çalışmaları dünyanın diğer ülkelerindeki Müs...
01.04.2015

Hem Yabancı, Hem Seçkin Bir İslam “Algısı” Macaristan

Macaristan on milyon nüfuslu bir Orta Avrupa ülkesi. Bu nüfusun yaklaşık 1,5 milyonu başkent Budapeşte’de yaşıyor. Nüfusun büyük çoğun...
01.03.2015