Söyleşi

“Doğu Türkistan Medyanın Giremediği Kapalı Bir Kutu”

01.09.2014

Doğu Türkistan’da geçtiğimiz aylarda Yarkent’te yüzlerce Uygur öldürüldü. Hemen ardından Çin, sakal ve başörtü gibi dinî atıflara sahip olanların kamu otobüslerine binmesini yasakladığını duyurdu. Dünya Uygur Kongresi Yürütme Kurulu Başkanı Dolkun İsa’ya, Doğu Türkistan’daki şiddeti ve giderek daralan özgürlükleri sorduk.


Geçtiğimiz ay Doğu Türkistan’da meydana gelen olaylarda Çin kaynaklarına göre 37 sivil ve 59 “terörist” öldürüldü. Çin bölgeye basın mensuplarının girmesine izin vermiyor. Yerel kaynaklardan edindiğiniz bilgilere göre meydana gelen olayların sebebi nedir?

Çin’de bağımsız bir medya yok. Uluslararası medyanın Çin’de faaliyet göstermesi de büyük engellemelerle karşı karşıya. Bahsi geçen olay Kaşgar yakınlarındaki Yarkent bölgesinde patlak verdi. 2009 yılında başkent Urumçi’de meydana gelen olayların çok ufak bir kısmı medyaya yansımıştı; fakat Yarkent merkeze uzak bir mesafede olduğu için oradaki olayların hiçbiri medyaya yansımıyor. Geçtiğimiz haftalarda Yarkent’e bütün giriş çıkışlar kapatıldı, telefon ve internet gibi iletişim araçları kesildi. Bu kapalı bölgede Çin güçleri kıyım gerçekleştirdiler. Bize gelen bilgilerde ölü sayısı, Çin’in aktardığı gibi onlarla ifade edilmiyor. En son bize ulaşan bir mektupta köylerde çoluk çocuk demeden üç bin ila beş bin arasında kişinin öldürüldüğü belirtiliyor. Biz bu mektubu İngilizce, Almanca ve Çince’ye çevirerek uluslararası medyayla paylaştık.

Yarkent’te meydana gelen bu olayın asıl sebebi ise medyada yine dile getirilmedi. Doğu Türkistan’da 27 Temmuz’da otuza yakın kadın, bayram öncesinde ibadet yapıyorlar. Malum, ülkede kadınların camilere gitmesi yasak. Bunu öğrenen Çin güvenlik güçleri bu eve baskın düzenleyerek kadınları tutuklamak istiyor. Kadınlar ve çocuklar buna direnince polis ateş açarak birçok kadın ve çocuğu öldürüyor. Erkekler teravih namazından döndüklerinde bu facia manzara ile karşılaşıyorlar ve ayaklanma patlak veriyor. Bu haber hemen birçok köye yayıldı. Yüzlerce kişi ellerinde sopalarla polis karakolu ve hükûmet binasına yürüdüler; katillerin hesap vermesini istediler. Fakat Çin polisi ve asker bu protestoya ateşle karşılık verince isyan başladı, otuzdan fazla Çin güvenlik gücü öldürüldü. Ertesi gün de Çin bütün iletişimi keserek Yarkent’in Dugbag, İlishko, Hengdi, Kush Eriq gibi köylerinde soykırım yaptı.

Medyadaki hâkim resimde, Doğu Türkistan’da meydana gelen olayları anlayabilmek için hangi bilgiler eksik?

Çin’deki medya organlarının hepsi, Çin Komünist Partisi’nin propoganda aracıdır. Bu araçlarla hükûmet istediği propogandayı yapıyor. Medya kuruluşları ise Doğu Türkistan’daki olaylara dair haberleri Çin’in verdiği bilgilere dayanarak yapıyor, çünkü ülkeye sokulmuyorlar. Öte yandan Çin’in medyayla paylaştığı bilgilerde doğruluk payı yok. Biz de Dünya Uygur Kongresi olarak Doğu Türkistan’dan çok zor da olsa bazı bilgiler almaya çalışıyor, aldığımız bilgileri Avrupa Parlamentosu, Birleşmiş Milletler, Alman hükûmeti ve medya ile paylaşmaya çalışıyoruz. Bütün bu sorunları azaltmanın en önemli yolunun uluslararası örgütlerin Doğu Türkistan’a bağımsız bir araştırma heyeti göndermesi olduğunu düşünüyoruz. Defalarca tekrar ettiğimiz şey bu: Bir heyetin bütün olayları yerinde incelemesi ve basınla paylaşması. Fakat Çin hükûmeti buna izin vermiyor. Ülkeye girilmediği ve araştırma yapılmadığı zaman da olayların asıl yüzünün dış dünya ile paylaşılması çok zor.

Doğu Türkistanlıların arzusu bağımsızlık mı?

Doğu Türkistan tarihte zaten bağımsız bir ülke, bir Uygur yurdu. Bu topraklarda binlerce senedir Doğu Türkistan Türkleri yaşıyor. 1949 senesinde Doğu Türkistan, kızıl Çin’in istilasına maruz kaldı, 1955 senesinde de özerk bölge ilan edildi. Fakat Doğu Türkistan, 60 senedir gerçek manada bir özerlik görmüş değil. 1949’dan önce milliyetçi Çin’in Doğu Türkistan’ı kontrol ettiği dönemde de Doğu Türkistanlıların büyük problemleri vardı.

Doğu Türkistanlıların yaşadıklarına birkaç misal vereyim. Çin Anayasası’nda Uygurlar büyük haklara sahiptir. Fakat buna rağmen, 20 milyonluk bir milletin dili yasaklanmaktadır. Bu, Çin Anayasası’na, Özerklik Yasası’na ve uluslararası anlaşmalara ters bir durum, ama uygulanıyor. Yine Çin Anayasası’nda kişi herhangi bir dine inanıp inanmama hakkına sahip ve Çin, dinî inançlara saygılı olduğunu söylüyor. Fakat bugün Doğu Türkistan’a gittiğinizde camilerin girişinde Çin Komünist Partisi’nin afişlerini görürsünüz. O afişlerde şu yazar: “Çalışanlar, öğrenciler, öğretmenler, parti üyeleri, emekliler, kadınlar, 18 yaşın altındaki çocuklar mescide giremez.” Kim kaldı ki geriye? Çin Anayasası’na, Özerklik Yasası’na ve uluslararası anlaşmalara da ters olan bu durumda Doğu Türkistan’a vadedilmiş özerklik tamamen aldatmaca; hiç uygulanmamış bir özerklik ve durum daha da kötüye gidiyor. Uygur dili yasaklanıyor. İnsanların sakal bırakması yasak, kadınların başörtülü dolaşması yasak. İnsanların akrabalarını ziyaret etmek için bir köyden bir köye gitmeleri yasak, ancak beş türlü izin alıp ondan sonra öbür köye ziyarete gidebiliyorlar. Bu durum göze alındığında Yarkent’teki olayların basit sebeplerle ortaya çıkmadığı açık. Bu tarz olaylar uzun süredir birikmiş olan baskıların sonucunda patlak veriyor.

Uygur halkı hiçbir zaman bağımsızlığından taviz vermemiştir. Milliyetçi Çin döneminde de, komünist Çin döneminde de kendisine yapılan baskılara karşı çıkmıştır. Şu anda Doğu Türkistan halkı Çin yönetimine olan güvenini tamamen kaybetmiş durumda ve ancak bağımsız bir Doğu Türkistan’ın kurulmasıyla bu baskıların sona ereceğine inanıyor.

Ramazan ayında Çin’deki memurların, öğretmenlerin ve Komünist Parti üyelerinin oruç tutması yasaklandı. Uygurlar buna benzer hangi uygulamalarla karşı karşıya?

Çin’in politikaları Doğu Türkistan halkını yeryüzünde tamamen yok etmek, inançlarımızı unutturmak, Doğu Türkistan’ı Uygursuz bir toprak hâline getirmeyi amaçlıyor. Doğu Türkistan, yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle Çin için çok önemli, ama oradaki insanların hayatının hiçbir önemi yok. Bu nedenle orada oruç tutmak, camiye gitmek, sakal bırakmak, başörtüsü takmak yasak. İnsanların birbiriyle selamlaşması bile yasak olmaya başladı. Yasaklar ramazan ayında kendisini daha çok gösterdi ve medyada yankı uyandırdı. Bu ramazan ayında Çin hükûmeti oruç tespiti yapmaya başladı. Lokantaların gündüz de açılması için baskı yapıyorlar, ramazan ayında kapatılan lokantalara bir daha açma izni verilmiyor. Yine okullarda ve iş yerlerinde çalışanların hepsine öğle yemeği dağıtıldı ve insanların oruçlu olup olmadığının tespiti yapıldı.

Dünyanın bugün birçok yerinde zulüm var, insanlar birçok yerde diktatör yönetimlerin idaresinde çile çekiyorlar. Ama Doğu Türkistan’daki bu yasakların benzerleri, dünyanın birçok yerinde hayal dahi edilemez.

Münih’te Avrupa’nın en büyük Uygur azınlığı yaşıyor. Uygur Türkleri Münih’e nasıl geldiler?

Münih, Doğu Türkistan dışındaki Uygurların merkezi. Burası Doğu Türkistan davası için önemli bir geçmişe sahip. Almanya’ya ilk Uygurların gelişi 1960’lara dayanıyor. Burada Amerikan radyosu olan Radio Liberty, yani bizim dilimizle “Azatlık Radyosu” vardı. Sovyet ve Çin’e karşı yayın yapan bu radyonun Uygurca bölümü vardı. Rahmetli liderimiz İsa Yusuf Alptekin, oğlu Erkin Alptekin, Satar Bulbul, Polat Kadir, Enver Can, Ömer Kanat gibi büyüklerimiz Doğu Türkistan’dan kaçarak 1950 yıllarında önce Türkiye’ye, oradan Almanya’ya gelmiş, bu radyoda çalışmışlar. Böylece Münih’te 8-10 ailelik bir Uygur cemaati kurulmuş.

1991’de bu öncüler Avrupa Doğu Türkistan Birliği adında bir dernek kurdular. O zamanlar Türkiye dışında dünyanın hiçbir yerinde Uygur dernekleri yoktu. Sovyetlerin dağılmasının ardından Kazakistan, Kırgızistan gibi ülkelere giden Uygurlar yurt dışındaki derneklerden haberdar olmaya başladı ve Avrupa’nın birçok ülkesine iltica etmeye başladılar; buralarda Uygur teşkilatları kuruldu. 2004’te Doğu Türkistan dışındaki tüm teşkilatları bir merkez altında toplamak için Dünya Uygur Kongresi kuruldu ve tüm Doğu Türkistan teşkilatlarının temsilcileri bir çatı altında bir araya geldi.

Çin, kurumunuzu “terörist organizasyon” olarak nitelendiriyor ve Doğu Türkistan’daki birçok çatışmanın sizinki gibi dış organizasyonlar tarafından desteklendiğini iddia ediyor. Bu iddiaların gölgesinde çalışmalarınızı nasıl sürdürüyorsunuz?

Çin hükûmeti Doğu Türkistan davasını baltalamak için ekonomik gücünü, diplomatik ilişkilerini kullanarak yurt dışındaki faaliyetleri baskılamaya çalışıyor. Dünya Uygur Kongresi, Alman yasalarına göre kurulmuş bir teşkilat. Bizim amacımız Doğu Türkistan halkının kendi kaderini tayin etme hakkını elde etmesi. Biz, Doğu Türkistan halkının hak ve hukukunu savunmak için demokratik bir sistem içerisinde hareket ediyoruz. Alman Anayasası’na ve uluslararası hukuka saygılı olarak gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerimizi Alman kurumları da yakından biliyor. Avrupa Parlamentosu, Birleşmiş Milletler ya da Amerikan Kongresi’nde de çalışmalarımız var. Liderimiz Rabiye Kader başkanlığında dünyanın her yerinde yayılmış bir hareketiz. Çin bundan rahatsız oluyor, bu nedenle de Dünya Uygur Kongresi’ni terörist teşkilat olarak tanıtmaya çalıştı. İlk aşamada bazı engellerle karşılaşsak da, bizim terörizmle uzaktan bile ilgimizin olmadığı anlaşıldı. Yine de Doğu Türkistan’da meydana gelen olaylar Dünya Uygur Kongresi tarafından gerçekleştirilmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Çin hükûmetinin şunu bilmesi gerek: Biz, Doğu Türkistan’da hiçbir zaman şiddeti teşvik etmiyoruz. Biz sadece Çin’in Doğu Türkistan halkına uyguladığı soykırımı dünyaya anlatıyor, onların dünyadaki sesi olmaya çalışıyoruz. Bu bizim görevimizdir.

Bugün dünyanın her köşesinde acı olaylar meydana geliyor. Ama hiç olmazsa bu olayların hepsi olmasa da bir bölümü medya ile duyuruluyor ve insanlar tepki veriyorlar. Ama Doğu Türkistan’daki durum daha da acı. Orada olup bitenlerin binde biri bile uluslararası medyaya yansımıyor. Geçtiğimiz ay binlerce insan öldürülmüş, 5 köy kapatılmış, çoluk çocuk demeden soykırım yaşanmış; bundan dünyanın haberi bile yok. Doğu Türkistan, medyanın giremediği kapalı bir kutu.
Öte yandan İslam dünyası maalesef daha duyarsız bir hâle geldi. Özellikle Müslüman Türk kardeşlerimizin Doğu Türkistan meselesine duyarlı olmasını istiyoruz.

Yorum yazın

İsim

E-Posta (E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır)

Bu yazıya dair yorumunuz...

Diğer Söyleşi Yazıları
Munira Subasic Srebrenitsa anneleri

“Srebrenitsa Anneleri Mücadeleye Devam Etmek Zorunda”

Srebrenitsa soykırımının üzerinden 23 sene geçti. Ancak geçen zaman acıları azaltmadı. O annelerden biri olan ve aynı zamanda Srebrenitsa v...
11.07.2018

“Türkçe Avrupa’da Yeni Bir Dil Uzantısı Oluşturabilir”

Perspektif Konuşmaları’nın üçüncü programı Duisburg-Essen Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Ahmet Ünalan’la gerçekleşti. “21. Yüz...
18.05.2018
islam düşmanlığı inceleme komisyonu

“İslamofobi Bir Virüs Gibi Sosyal Yaşamı Tahrip Ediyor”

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde “Batı Ülkelerindeki İslam Düşmanlığını İnceleme A...
03.04.2018

“Türkçenin Korunmasında Sorumluluk Ailelerde”

Arslan Yalçın, 2003 yılında Duisburg-Essen Üniversitesinde Türkçe Öğretmenliği bölümünü bitirmiş bir öğretmen. Haftada 3 saati Türkçe...
01.04.2018

“Ana Dilini Öğrenemeyen Çocuk, Yaşadığı Toplumun Dilini Öğrenemez”

Avrupa’da Türkçenin kullanımı ile ilgili çok sayıda araştırmaya sahip olan Münih Eğitim Ataşesi Prof. Dr. Mustafa Çakır ile Avrupa’da...
01.04.2018

Dosya/Söyleşi | “Berlin Senatosu Çokdilliliği Destekliyor”

Sandra Scheeres’in (SPD) başında bulunduğu Berlin Eğitim, Gençlik ve Bilim Senatosu ile Berlin’deki Türkiye kökenlilerin çift dilliliğini...
01.04.2018

Dosya | “Anadili, Kültürel Kimliğin Yeni Kuşaklara İletilmesinin Aracı”

Berlin Eğitim Müşaviri Prof. Cemal Yıldız’la son dönemlerde tartışmalara çokça konu olan Türkçe ve Türk Kültürü derslerinin Türkiye...
01.04.2018
din dersleri

“İslam Din Dersleri, Dinle Devletin Anlaşabildiğinin Göstergesi”

Almanya’nın en önde gelen Kilise Hukuku uzmanlarından Prof. Dr. Stefan Muckel ile Almanya’da devlet okullarında inanca dayalı İslam din ders...
01.02.2018